Stockholm
14 Sep, Saturday
12° C
TOP
h

Boğaziçi Asya Araştırmaları Merkezi

Afganistan

Hiç Bitmeyen Öykü: Afganistan Barış Müzakereleri

Afganistan’da geçtiğimiz yaz ABD Başkanı Donald Trump’ın isteğiyle “barış” için müzakere süreci başlatıldı. Afganistan için Doha’da devam eden müzakereler yabancı askeri güçlerin geri çekilmesini ve uzun süredir küresel ölçekte terörizm faaliyetlerinde bulunan Taliban’a meşru siyasal bir zemin açılmasını getireceği için yalnız ABD’yi değil, ya da buna ek olarak bölge devletlerini değil, daha fazla devleti yakından ilgilendirmektedir. Bu çalışmanın hazırlanması için Atay Akdevelioğlu[i] ve Selçuk Çolakoğlu[ii] ile iki ayrı söyleşi yapılmıştır. Dolayısıyla alt başlıklar tartışılırken gerekli bilgiler verilirken bir yandan daha iyi bir yorum ve analiz yapabilmek adına Sayın Akdevelioğlu ve Sayın Çolakoğlu’nun görüşlerine başvurulmuştur.

Öncelikle “barış müzakereleri” konusunda, müzakerelerin iki önemli tarafı olarak ön plana çıkan Amerika Birleşik Devletleri ve Taliban’ın tutumu ayrı bir çatışma alanı olarak görünmektedir. Taliban için -barışın sağlanması adına- yabancı askerlerin Afganistan’dan çekilmesi gerekiyor. ABD’nin birincil koşulu ise Afganistan’dan çıktıktan sonra ABD’ye tehdit oluşturabilecek herhangi bir örgütün yahut terörizm faaliyetinin ortaya çıkmaması. Devam eden barış görüşmeleri ve Taliban’ın hâlâ sürmekte olan saldırılarını göz önünde bulundurunca; karşılıklı öne sürülen bu koşulların oluşturulması her iki taraf için de değerlendirilecek olursa müzakereler en baştan bir çıkmaz içerisinde görünmektedir. Akdevelioğlu’ ndan aktaracak olursak: “Katiyen gerçekçi olmayan bir zeminde müzakere yapılıyor. En başta ABD’nin dış politikasını yeterince iyi takip edemeyenler, Birleşik Devletler’ in Afganistan’dan askeri kuvvetlerini tamamen geri çekeceğini düşünüyor. Fakat Birleşik Devletler’in geri çekilmekten kastı zaten belirli sayıda bir kuvveti belki farklı bir ad altında (diğer çatışma bölgelerinde de görüldüğü üzere) söz konusu bölgede bulundurmak şeklinde olacaktır.” Buradan da anlaşılacağı üzere Birleşik Devletler, Afganistan gibi stratejik bir öneme sahip bölgeyi tamamıyla boş bırakmak istemeyecektir. Taliban ise birçok kere sözcüleriyle de ifade ettiği şekilde yabancı kuvvetlerin hepsinin geri çekilmesini talep etmiştir.

Çolakoğlu ise bu konuda: “ABD’nin daha önce terörist bir örgüt olarak tanımladığı Taliban ile doğrudan müzakere masasına oturması çok radikal bir adım diyebiliriz. ABD’nin Taliban ile yürütülen dolaylı görüşmelerde barış konusunda birtakım güvenceler almadan doğrudan görüşmeye geçmesi pek mümkün gözükmüyor. Bununla birlikte bazı çetrefilli konular halen çözülebilmiş değil. ABD’nin askerlerini çekmesi daha basit bir konu olmakla birlikte, Taliban’ın IŞİD ve El Kaide gibi radikal örgütleri Afganistan topraklarında ne ölçüde kontrol edebileceği tartışmalı. İkinci olarak, eğer bir uzlaşmaya varılırsa, mevcut Afgan hükümeti/devleti ile Taliban’ın ilişkisinin nasıl olacağı en zor gündem maddesi olarak öne çıkıyor.” değerlendirmesinde bulunuyor. Yine bu ifadeleri destekleyecek şekilde Amerikan basınında Taliban’a güven olmayacağı ve Afganistan’da bu zamana dek inşa edilen birçok yapının boşa yere harcanacağı üzerine önemli sayıda yayın yapılmıştır. Ve Çolakoğlu’nun belirttiği üzere Taliban hem kendisinin ABD için bir tehdit oluşturmayacağı yönünde hem de diğer terör örgütlerinin kendi örgütü tarafından kontrol edileceği ya da en azından bu örgütlerle savaşacağını taahhüt etmektedir. Her ne kadar Taliban, ABD veya bölgedeki diğer ülkelere ait NATO kuvvetlerine göre daha “yerli” bir yapılanma olduğu için bölgedeki başka örgütlerle yapacağı çatışmalardaki başarısı daha olası gözükse de bu da kesin gözüyle değerlendirilebilecek bir durum değildir. Bu konuyla ilgili yapılması gereken bir açıklama da şudur ki; ABD nihayetinde Afganistan’da barış için bir müzakere süreci yönetmek yerine Afganistan’daki yükünü hafifletmek ve bölgedeki çatışmanın kendisine yönelik zararlarını en düşük seviyeye getirmek için bir çaba sarfetmektedir.

Yine bununla ilgili olarak başka bir tartışma konusu da müzakereler için Avrupa’nın endişesidir. Geçtiğimiz birkaç ay içerisinde Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas’ ın yaptığı bir açıklama var: NATO “Resolute Support” (Kararlı Destek) birimine sağlanan katkı sayesinde Afganistan’da ülkenin altyapısı ve toplumsal gelişimi konusunda Taliban dönemine kıyasla önemli bir ilerleme katedildiğini savunuyor. Örnek olarak 2001 yılında doğan erkek ve kız çocuklarının on yıllardır okula gidebilen ilk nesil olduklarını ve serbest parlamento seçimlerinin yapılmasını vurguluyor.[iii] O halde, NATO öncülüğündeki “Resolute Support” birimi ABD’nin yapacağı bir anlaşmadan sonra Afganistan’da kalmaya devam edebilir mi? Çünkü söz konusu birime sağlanan destek (bir yıllığına da olsa) yine geçtiğimiz birkaç ay içinde Almanya hükümeti tarafından onaylandı. Buna bağlı olarak; ABD ve Avrupa’nın Afganistan politikası önümüzdeki süreçte farklılaşabilir mi?

Çolakoğlu’na göre, “2001 müdahalesi sonrasında Afganistan’da sıfırdan yeni bir devlet kuruldu. Tüm devlet kurumları yeniden yapılandırıldı. Yurtdışında yaşayan eğitimli Afganların bir bölümü ülkelerine dönüp önemli kurumların başına geçtiler. Okullaşma ve özellikle kız çocuklarının eğitim alması zamanla yaygınlaştı. Bu yönüyle yeni devlet inşası açısından bir başarı hikayesi oluştuğunu söyleyebiliriz. Bununla birlikte ülkede kendine yetecek milli bir ekonomi kurulamadığı gibi, büyük ölçüde ABD’nin dış desteğiyle ayakta duran bütçedeki yolsuzluklar da katlanılabilir düzeye çekilemedi. Üstelik Taliban varlığını güçlendirerek bugüne kadar geldi. Sonuç itibariyle ABD kendi başarı hikayesini riske atmadan Afganistan’daki maliyeti azaltmak istiyor. Buna asker çekme de dahil. Taliban’la Doha’da yürütülen barış görüşmeleri bir uzlaşmayla sonuçlanırsa, ABD askerlerin büyük kısmını çekebilir. Barış görüşmelerinden bir sonuç çıkmazsa yaklaşık 10 bin kişilik kuvvetinde kısmi bir azaltmaya gidebilir. Trump yönetiminin Afganistan’dan tamamen çekilme eğiliminde olması barış görüşmelerinde Taliban’ın konumunu güçlendiren bir unsur olarak ön plana çıkıyor.”

Akdevelioğlu ise bu konuda “ABD’nin küçük de olsa silahlı bir kuvveti Afganistan’da bulunduracaktır. ABD dışındaki devletlerden de yine askeri personel bırakılabilir.” Kendisi bu durumu daha önce vurguladığı üzere; “Taliban’la uzlaşılabilmesi açısından bu personel farklı bir ad altında mesela sosyal/toplumsal yardım görevlerinde kullanılmak üzere bırakılıyor denilebilir. Fakat ABD’nin müzakereler sonucu tamamen bölgeden ayrılması beklenmemelidir.” şeklinde yorumluyor.  Ayrıca Birleşik Devletler’in NATO göreviyle bulunan diğer devletlerin de -ABD’nin müttefikleri olarak- kuvvetlerinden belirli sayıda kişinin kalmasını, maddi yükün de azaltılması amacıyla uygun bulabileceğini belirtmektedir.

ABD’nin Afganistan barışı için özel temsilcisi Zalmay Halilzad’ın Afganistan barışının inşasıyla ilgili politik görüş ve hamlelerine karşı, kendisi özelinde, eleştiriler mevcut. Halilzad’ı şimdiden Richard Holbrooke’a[iv] benzeten eleştiriler de var. ABD’nin barış için temsilcisi olan bir diplomatın üretebileceği strateji ya da kullanabileceği özel bir politika ABD’nin hatta daha da özelde Trump yönetiminin politikalarından ne kadar ayrıksı olabilir? Daha doğru bir ifadeyle ortaya çıkan sonuçlar Halilzad ile ne kadar ilişkilendirilebilir? Çünkü belli bir kesim tarafından kendisine daha şimdiden mağlubiyet atfediliyor.

Çolakoğlu’na göre: “Halilzad’ı müzakere başarısı açısından Holbrooke’a benzetmek için henüz çok erken. Ayrıca 1995 Bosna’sı ile 2019 Afganistan’ı yerel ve küresel koşullar açısından birbirinden oldukça farklı. Diğer taraftan Halilzad’ın müzakere pozisyonunu Trump yönetimi ve Cumhuriyetçi Parti bürokrasisinden farklı düşünmek de mümkün değil.” Akdevelioğlu da bu konuda benzer değerlendirmelerde bulunup, ek olarak; “Bu eleştiriler ABD’deki sistemin farklılığından kaynaklanıyor. ABD’de karar alma mekanizmasında gerçek bir çoğulculuk söz konusu ve birçok kişi etkili durumda. Özel temsilciler de bu karar alma mekanizmasında etkili birer aktör durumundalar. Dolayısıyla Afganistan’la ilişkiler farklı ajandalara sahip kişilerin de katkısıyla şekillendirilebilir.”, açıklamasını yapmıştır.

Bu değerlendirmelerden sonra Zalmay Halilzad hakkında biraz daha ayrıntılı bilgi vermek doğru olabilir. Halilzad Afganistan doğumlu, iç savaşı çocuk yaşlarında Afganistan’da yaşarken tecrübe etmiş ve eğitimine ABD’de devam ettikten sonra bulunduğu konuma ulaşırken birçok tecrübeyi bürokratik anlamda herkesin ulaşamayacağı iyi seviyede edinmiş bir diplomattır. Yukarıda da bahsedildiği üzere Halilzad, ABD’nin dış politikasına bir şekilde bağlı kalması ve bazı görevleri yerine getirmesi beklenen ve fakat karar sürecinde de belirli seviyede etkisi olan bir müzakerecidir. Dolayısıyla etkisi olması demek süreç boyunca herhangi bir başarının ya da başarısızlığın doğrudan muhatabı olması demek değildir. Şu ana kadar da Taliban’la müzakere masasında yaşanan ya da yaşanacak olan bir ilerleme için uygun strateji üreten ve yerinde pazarlıklar yapan bir diplomat olarak öne çıkmaktadır. Çünkü her iki taraf da masaya otururken karşı tarafın kesinlikle kabul etmek istemeyeceği ön koşulları ileri sürerek görüşmelere başlamıştır. Halilzad’a yapılan eleştiriler daha çok ABD’deki Cumhuriyetçi kanadın ön plana çıkardığı bir politikacı kimliği üzerinden yapılmaktadır. Ayrıca 2009 ve 2014’te Afganistan’daki seçimlerde başkan adayı olmak istemesi de kişisel geçmişinden ötürü Afganistan’la ilgili bazı hırsları olduğu algısını yaratmış görünmektedir. [v]

Bir süre önce, Çin’in, Afganistan’ın meşru hükümetine bağlı askeri birliklere eğitim vermeye başladığı hakkında haberler yapılmaya başladı. Bununla birlikte Çin, Afganistan’la olan ticaret hacmini genişleterek hava koridoru da açtı. Hatta Afganistan’a ait Vakhan Koridoru’nda[vi] askeri varlığı olduğuna dair onaylanmamış haberler dahi mevcut.  Hindistan İran’daki Çabahar Limanı’na yatırım taahhüdünde bulunarak buradan Afganistan’ın deniz ticaretine açılmasını, Pakistan’a alternatif olarak sağlıyor.[vii] Ayrıca her ne kadar ABD’li yetkililer Trump’ın emriyle aylar öncesinden Taliban’ın Katar ofisinde görüşmelere başlamış olsa da müzakereler Moskova’da başladı ve ilk görüşmelerde ABD en azından resmi olarak yer almadı.

 

Vakhan Koridoru (Wakhan Corridor)’nun harita görünümü. Daha geniş görünüm için: https://caravanistan.com/wp-content/uploads/2018/10/wakhan-corridor-map.jpg

Almanya’dan, Trump yönetimi başa geçtiğinden itibaren hegemon ya da kendilerinin deyişiyle “küresel bir güç” olmanın gerekliliklerini yerine getirmesi için ABD’deki yönetime yönelik eleştiriler zaten mevcuttu. Afganistan konusunda da geri çekilmeye karşı eleştirel bir tavır gözlemleniyor.

Bütün bu gelişmeleri bir arada düşünerek Akdevelioğlu ve Çolakoğlu’na, bölgesel ve küresel ölçekte bir güç değişiminin belirtilerini Afganistan barışı üzerine yürütülen Doha ve Moskova görüşmelerinden de okuyabilir miyiz; ya da güç değişimi değilse dahi son zamanlarda yaşanan bu gelişmeleri nasıl okuyorsunuz sorularını yönelttim. Akdevelioğlu bu konuda, Amerika Birleşik Devletleri’nin herhangi bir küresel meydan okumayla karşı karşıya olmadığını vurguluyor. Genel anlamda ABD’ye karşı bir meydan okuma olamayacağı için de Afganistan barış müzakereleri üzerinden de bir meydan okumanın söz konusu olamayacağını belirtiyor. Yani ABD hâlâ Afganistan’da dışarıdan etkili olabilecek en büyük askeri, siyasi, ekonomik güç konumunda ve bu pozisyonunu korumaya bir şekilde devam edecek gibi gözükmektedir.

Çolakoğlu’nun değerlendirmesi de bunu destekleyici nitelikte: “Afganistan’da halen en belirleyici güç ABD’dir. Washington’un rızası olmadan özellikle Rusya ve Çin’in Afganistan’da inisiyatif alması oldukça zor. Bu açıdan Çin ve Rusya’nın Afganistan’daki konumlarını destekleyici olarak düşünmekte yarar var. Eğer ABD Afganistan’dan tamamen çekilmeye karar verirse, bırakacağı boşluğu Rusya, Çin, Hindistan, Pakistan ve İran öncelikli olarak doldurmak isteyecektir. Bu ise Afganistan’a istikrardan çok başka düzeylerde çatışma getirir. Bu yüzden Almanya gibi NATO ülkeleri ABD’nin Afganistan’dan güç boşluğu yaratacak şekilde tamamen çekilmesini istemiyorlar.”

Bu değerlendirmelerden sonra belirtmek gerekiyor ki Çabahar Limanı’ nında yapılacak olan ticaret dahi ABD’nin İran’a karşı yaptırımlarını söz konusu limanın işleyişi için esnetmesiyle mümkün hâle gelmiştir. Denize kıyısı olmayan Afganistan’ın deniz yoluyla ticaretten faydalanabileceği tek yol Pakistan üzerinden geçince Çabahar Limanı Afganistan ekonomisi için iyi bir alternatif olarak gözükmüştür. Çin’in askerî eğitimi ve ticaret dışında bölgede çok fazla etkinliği görülmezken Rusya da daha çok müzakere sürecinde ön plana çıkmıştır. Söz konusu devletlerin bölgedeki barışa önemli katkıları olacağı açıktır fakat ABD’nin bırakacağı ve önemli malî yük de getirecek bir boşluğu doldurmak isteyecekleri de pek gerçekçi gözükmemektedir.

Müzakereler konusunda birçok görüşme yapıldı. ABD’nin ön plana çıktığı bu görüşmeler farklı farklı ülkelerde ABD, Rusya ve Çin’in özel temsilcileri başta olmak üzere çeşitli temsilcilerin de bir araya gelmesiyle devam etti. Bu müzakerelerin en başında Taliban, Afgan hükümetinden yetkililerle masaya oturmayacağını söylemiş, yabancı güçler Afganistan’dan çıktıktan sonra gerek sosyal gerekse siyasal ve iç işleriyle ilgili olan meselelerin Afganların kendi içinde çözeceği konular olduğunu öne sürerek kadın hakları gibi önemli meselelerin tartışılmasını ertelemeye çalışmıştır. Fakat Avrupa ve ABD başta olmak üzere ilgili devletler bu zamana kadar edinilen kazanımların garantisini almadan Taliban’ın müzakere masasında verdiği sözlere göre kaygan bir zeminde hareket etmek istemeyecektir.

Nihayetinde Taliban ABD’nin kuklası olarak nitelendirdiği Afganistan’ın meşru hükümet temsilcileriyle hatta kadınların da temsilcileriyle bir araya gelmiş; kadınların eğitim hakkı ve siyasal hakları konusunda olumlu açıklamalar yapmak durumunda kalmıştır.[viii] Taliban müzakerelere rağmen saldırılarına devam ediyor olsa da bu durum siyasi olarak eline çok fazla koz vermeyecektir. Abdul Rahim Sayed Jan’ın da belirttiği gibi Taliban politik bir vizyona sahip değildir; yalnız çatışmak için ortaya çıkarılmış bir terör örgütüdür.[ix] Dolayısıyla müzakere masasına otursa dahi istedikleri hemen yerine gelmedikçe silahlı çatışma yoluyla tepkisini göstermesi beklenmeyen bir yanıt değildir. Afgan ordusu ve bölgedeki güvenlik kuvvetleri yaklaşık 18 senedir zaten bu çatışmada bir şekilde Taliban’a karşılık verebilmiştir. Şu ana dek elde edilen kazanımlar yeterli gelmese de hiç de küçük görülmemelidir. Başlıkta vurgulandığı üzere; bitemeyen ve yakın zamanda bitmeyecek gibi görünen Afganistan barış müzakerelerine, şimdiye kadar gerçekleşmeyen sonucu getirmesi için, daha fazla umutla bakılabileceğini söylemek gerekir.

 

 

*Bu araştırmanın yapılması aylar öncesinden planlanmıştı. Öncelikle uzman araştırmacılardan söyleşilerin toplanması; bu sırada da yapılması gereken bilimsel hazırlığın tamamlanması ve yüksek lisans öğrencisinin ders döneminin bitmesi derken araştırmacının yazma heyecanı azaldı. Fakat araştırma ve öğrenme süreci sürekli devam etti ve “bilme” yolunda sürekli daha fazlasını kattı. Belki de daha oturaklı analizlerin yapılması için bu sürenin geçmesi daha sağlıklı olmuştur.

[i] Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Görevlisi.

[ii] Türkiye Asya-Pasifik Araştırmaları Merkezi Direktörü.

[iii] https://www.dw.com/en/germany-to-extend-afghanistan-military-mission/a-47501552

[iv] https://www.orfonline.org/expert-speak/is-the-afghan-peace-process-going-anywhere/

[v] https://www.washingtonexaminer.com/opinion/dont-blame-afghanistan-for-blowing-whistle-on-zalmay-khalilzad

[vi] http://steveswensonsblog.blogspot.com/2013/08/wakhan-corridor.html

[vii] https://www.voanews.com/south-central-asia/afghanistan-begins-exports-india-through-iranian-port

[viii] https://www.nytimes.com/2019/06/04/opinion/afghanistan-taliban-peace-talks.html

[ix] http://bogaziciasya.com/afganistan-buyukelcisi-aybu-sbf-bulusmalarinin-konugu-oldu/

BAAM Büyük Güç Rekabet Programı Araştırmacısı

ebrumebru.679@gmail.com