TOP
h

Boğaziçi Asya Araştırmaları Merkezi

Afrika

Afrika’daki Çin Sermayesinin Doğası

Scott D. Taylor bu makalesinde Çin’in Afrika yatırımları üzerine Ching Kwan Lee’nin yazdığı “The Specter of Global China: Politics, Labor  and Foreign Investment in Africa” adlı kitaba bir kritik oluşturmuştur. Çin’in özel sektör ve devlet yatırımlarının yurt dışında boy göstermesiyle birlikte yükselen eleştirileri ve desteklerin Zambiya örneği üzerinden ne kadar doğru olduğunu irdeleyen bu makale Çin ve Afrika perspektiflerinin aynı anda işlenmesi bakımından oldukça yararlıdır.

 

Zambiya’nın Çin Yatırımları Deneyimi

Zambiya Devlet Başkanı Michael Sata seçilmeden 15 yıl kadar önce Çin’in ülkesindeki ve tüm Afrika’daki varlığı üzerine ciddi eleştiriler yapıyordu. Sata, 2000’lerin ortasında Çin’in Afrika açılımın çoğu uzman tarafından şevkle karşılanmasını “affedilemez bir hata” olarak görmüştü. 2007 yılında “Harvard Üniversitesi İnsan Hakları Çalışmaları” dergisinde Çin eleştirilerini kapsayan bir makale kaleme aldı.

“Zambiya’nın Çin yatırımları deneyimi, Afrika’nın köleleştirilmesine yol açan merkantalist dönemdeki deneyimine oldukça yakındır. Avrupa’nın kolonyal sömürüsü ile Çin’in sömürüsünü karşılaştırdığımızda Avrupa sömürüsü daha sevecen gözükmektedir. Avrupa sömürüsü ticari odaklı iken en azından altyapı yatırımı yapıyordu… Diğer taraftan Çin yatırımları ise Afrika’dan “alabildiğin kadarını al ve arkana bakma” şeklinde olup Afrikalıların refahını düşünmemektedir.  Afrikalılar, Avrupalıların sömürü, baskı ve insancıl yaşam arzusunu yok eden siyasal koşullarını reddettiği gibi hiç şüphe yok ki Çin’in de baskı ve sömürüsünü reddedecektir.”

Afrika’daki Çin varlığı belirginleştikçe, Zambiya bir “sıfır noktası” olarak ortaya çıktı. 50 kişinin hayatını kaybettiği Çin’e ait fabrikadaki kaza ve  Çinli  yöneticilerin insancıl olmayan koşullara karşılık görmezden gelen tutumu Zambiya’daki Çin varlığını sorgulanır hale getirdi. Geçen yıllar bu travmayı kolay kolay iyileştiremez iken Çin’in varlığını ise daha görünür kıldı. Sata’nın 2007 yılındaki makalesine hakim popülist ton 2 yıl önce Çin’e ait bir fabrikada meydana gelen ve 50 kişinin öldüğü patlamanın artçılarına dayanmaktaydı. Çin’in Afrika’daki varlığı kıta dışında alarm zillerini çaldırmaya başlamıştı. İnsan Hakları İzleme (HRW) Örgütü 2011 yılında Çin’in Afrika’daki iş gücüne karşı tatbik ettiği programları eleştiren bir rapor yayınladı. Aynı yıl, ABD Dışişleri Bakanı olan H. Clinton, Afrika temasları sırasında Çin’i “yeni sömürgecilik” ile suçlayarak Çin’in Afrika’daki yatırımlarının “doğal kaynakları al, liderlere para öde ve git.” olarak özetledi. Yine de Afrika’daki yaygın Çin algısı retorik açıdan beklenenden daha az düşmancadır. Çoğu ankete göre Afrikalılar  Çin varlığını olumlu karşılamakta ve ABD’nin geçmiş dönemlerdeki kolonyal uygulamalarını daha yüksek sesle eleştirmektedir. Anketlere göre Afrikalılar Çin’i ticaret açısından adil olarak tanımlarken diğer başlıklarda oldukça hasmane bulmaktadır. 2016 yılında, 36 Afrika ülkesinden katılımcılarla yapılan Afrika-Barometresine göre, katılımcıların %63’ü Çin yatırımlarını olumlu karşılamakta ve özellikle altyapı yatırımlarına ve düşük fiyatlı Çin ürünlerinden memnuniyetini vurgulamaktadır.

Anket bir gül bahçesi vaat etmemektedir. Katılımcıların %35’i Çin ürünlerinin kalitesizliğinden şikayet etmekte ve %14’ü de Çinlilerin işlerini elinden aldığını düşünmektedir. Çin’in Afrika’daki rolü oldukça dinamik ve karikatüre edildiğinden daha karmaşıktır. Bu dinamikliği Devlet Başkanı Sata’nın görüşlerinin zamanla yumuşaması ile de görebiliriz. 2011 yılında yeniden devlet başkanı seçilmesinin ardından Sata ilk olarak Lusaka’da Çin delegasyonunu kabul etmiştir.

“Afrika’daki Çin” algımızın gelişiminde etkili olan önemli faktör zaman ile biriken ve gelişen veriye dayalı analizlerdir. Çin devleti ve özel sektörü Afrika’nın en büyük ticari partneri olarak ve en büyük doğrudan yatırımcı ve iş veren olarak ortaya çıkmıştır. Neredeyse 1 milyona yakın Çinli geçici veya kalıcı olarak Afrika’da ikame etmektedir. Gelişen ticaret ve yatırımlar aynı zamanda nitel ve nicel araştırmaların da gelişmesini sağlamıştır.

Dr. Lee’nin “The Specter of Global China” adlı kitabı Çin’in Afrika yatırımlarını ve sermayesinin Batı merkezli sermayeden farklı olduğunu kanıtlama çabasına dayanmaktadır.

 

Alternatif Fonlar

California Üniversitesinde sosyoloji profesörü olan Lee, kitabında Çin devlet sermayesinin küresel sermayeden “daha farklı bir sermaye türü” olup olmadığını sorgulamaktadır. Bu arayışa cevap bulabilmek için Lee, Zambiya’da bakır madenciliği ve inşaat sektöründeki bu iki(Çin-Küresel) sermaye türünün “karşılaştırmalı etnografisi” ile angaje olmuştur.

Lee, Çin devlet sermayesinin karikatürize edildiği gibi “emperyalist” ya da “kolonyalist” olmadığını savunmaktadır. Lee’ye göre Çin devlet sermayesinin küresel sermayeden farklı olmasının sebebi daha farklı faiz ve geri ödeme zamanlaması sağlamasıdır. Çin devlet sermayesinin temel motivasyonunun kar etmeye indirgenemeyeceğini savunan Lee, siyasal mutabakat arayışı sonucu hareket eden bu sermayenin Zambiya açısından küresel sermayeden daha yararlı olduğunu düşünmektedir.

Çin Devlet sermaye yatırımlarından sorumlu olan yöneticilerin dünyevi zevklerden uzak pratiklerle hareket ederken küresel sermaye temsilcilerinin ise kişisel kariyer odaklı olarak Afrika’ya baktıklarını dile getirmektedir. Çin destekli şirketlerin küresel sermayenin hakim davranış biçimlerinden olan kısa vadeli karlılık motivasyonundan ziyade uzun dönemli istikrarlı yatırımlar peşinde olduğunu vurgulamaktadır. Lee, Çin yatırımların Zambiya’da yatırım yapan Kanada ve Hindistan gibi küresel sermaye ile kıyaslandığında Zambiya devletinin ve işgücünün talepleri için daha fazla ödün verdiğinde ısrar etmektedir.

Zambiya’da maden yatırımı yapan Nonferrous China-Africa, şirketinin 2008’de Zambiya’nın beklenmedik vergi tarifelerine karşı diğer küresel şirketler gibi reddiye uygulamak yerine ödeme yapmasını da bu bağlamda düşünmektedir. Ayrıca Lee, Çin’in inşa ettiği Serbest Ticaret Bölgeleri(SEZs)’nin de ikili iyi ilişkilerin en önemli kanıtlarından birisi olduğunda ısrar etmektedir.

Lee, Çin devlet kapitalizminin küresel hakim düzene karşı bir sermaye alanı yaratarak, Zambiya’ya daha fazla otonomi ve bağımsızlık tanıdığını, devlet başkanı Sata’nın da yükselişinde Çin’in yapıcı bağlamda önemli katkıları olduğunu ifade etmektedir.

İnşaat sektöründe ise Çin sermayesine yönelik pozitif bir bakış açısının olmadığının altını çizen Lee, bu durumu Zambiya devletinin pasifliğine ve sektörde Çin dışında bir rakip olmamasının neden olduğunu düşünmektedir.

 

Eşitsiz İlişki

Zambiya’nın iş gücü koşullarının ve kapasitesinin iyileştirilmesinde Çin’in önemli katkıları olduğunu düşünen yazar, ikili ilişkilerin dengesiz olduğunun altını çizmektedir. Bu eşitsizliğin temel nedenini ise Zambiya kurumlarının sınırlı kaynak ve ajandasınından kaynaklandığını iddia etmektedir.

Sata yönetimi ile birlikte küresel sermayeye karşı yerel direncin yüksek olduğu Zambiya’da emtia patlamasının ardından gelen ekonominin çeşitlendirilememe sorunsalı ülke borcunun yükselmesine yol açan bir süreci beraberinde getirmiştir.

Serbest ticaret bölgelerindeki vergisiz ticaret katma değerli üretim ihracatını teşvik etmektedir. Bu teşvikin sonuca yansıması ise hayli zaman alacak gözükmekte ve realitede Çin firmalarının çıkarlarına daha çok hizmet etmektedir. Lee, özellikle inşaat sektöründeki durumdan endişe etmektedir. Sektörün faiz oranları ve projelerinin özellikle “Zambiya’nın uzun dönemli geri ödeme kapasitesine karşı yırtıcı ve yıkıcı bir tehdit” olarak tanımlamaktadır.

Lee, Çin’in Zambiya’daki faaliyetlerinin bir turnusol kağıdı vazifesi gördüğünü ve Çin’in Afrika açılımının ne yönde ileleyeceğinin Zambiya deneyimi ışığında belirleneceğini söylemektedir. Serbest Ticaret Bölgelerinin daha fazla kazan-kazan niteliği kazanması gerektiğinin altını çizen yazar, ayrıca 50 kişinin öldüğü facianın Çin devletine ait bir fabrikada meydana gelmesinin Zambiya’da hala unutulmamış bir trajedi olduğunun altını çizmektedir. Eğer Çin, Zambiya’da başarılı olursa artık Afrika’da her yere istediği şekilde açılabileceğini söyleyen Lee, bu sebepten ötürü Zambiya deneyiminin oldukça önemli olduğunu vurguluyor.

Çin’in bölgedeki varlığının karikatürize anlamıyla “neo-kolonyal” bir politika olmadığını küresel sermayenin davranışları üzerinden bir karşılaştırma ile savunan yazar, Çin algısının sadece kendi varlığından ve pratikleri üzerinden kavranamayacağını bölge halkının hem geçmişteki küresel sermaye deneyimleri hem de güncel Çin algısı üzerinden kümülatif bir şekilde anlaşılabileceğini belirtiyor.


PDF İNDİR

BAAM & Bosphorus Migration Studies Araştırmacısı

dogukan.dogu@yandex.com