TOP
h

Boğaziçi Asya Araştırmaları Merkezi

BİLİNMEZLİKLER ARASINDA BİR KRİZ: KORONAVİRÜS

 

Kriz Nasıl Gelişti?

Çin’de ortaya çıkan Koronavirüs ailesinin yeni keşfedilen üyesi “Sars-Cov-2” virüsünün sebep olduğu “Covid-19” hastalığına bağlı ilk resmi vaka Çin tarafından 31 Aralık 2019 tarihinde Dünya Sağlık Örgütü’ne bildirildi. Takip eden aylarda tüm dünyaya yayılması ile beraber siyasi, ekonomik ve sosyal çevre de tüm hızı ile bir sınanma ve değişim içerisine girdi. Devletlerin ve uluslar ötesi örgütlerin hazırlıkları, olası durum plânları, reaksiyonları, altyapıları, kurumsal kapasiteleri, sosyal ve sağlık sistemleri bu süreçte sınanmaya devam etmektedir. Önceliklerimiz ve politikalarımız değişti, acil pandemi ilan edildi. Bu kısa makalede, ticari ve ekonomik durum analizi başta olmak üzere, siyasi, kavramsal ve teorik neden-sonuç ilişkileri incelenecektir.Bu bilgilere dayanarak bazı öngörüler ve önemli noktalar Ocak-Nisan aralığında paylaşılan verilere dayanılarak sunulacaktır..

Çin hükümetinin katı önlemleri ve uluslararası çabalara rağmen, Asya’dan bağımsız olarak ilk aşamada İtalya ve İran’a sıçrayarak Dünya genelinde yayılan Coronavirus(nCoV 2019)’ün ekonomik ve siyasi sonuçları sadece kısa vadede değil, aynı zamanda uzun vadede de olarak da dikkatli bir şekilde analiz edilmelidir. J.P Morgan’da kıdemli ekonomist olan Bruce Kasman, virüsün dünyanın dört bir yanında görülmesinden sonra küresel bir zararı tetikleyeceğini belirtiyor. Tedarik şoklarının, talepte ve üretimde azalmanın kısa vadede çözüldüğü iyimser bir senaryo gerçekleşse dahi 2020’nin ilk çeyreğindeki küresel GSYİH %1,3 seviyelerine ineceği ve bunun ancak 2020’nin üçüncü çeyreğinde normal seviyelere çıkabileceğini belirtiyor. (J.P Morgan) Bu seviye, 2008’de yaşanan küresel ekonomik krizden sonraki en düşük istatistik olarak dikkat çekmekte.

Reuters ekonomistlerinin açıklamalarına dayanarak Çin’in ekonomik gelişimi 2020’nin ilk çeyreğinde %4,5(%6’dan) oranlarına gerilemiş bulunmakta. Ayrıca Uluslararası Enerji Ajansı’nın raporuna göre küresel petrol talebi de virüsle beraber keskin bir düşüş yaşamış durumda. Bu ise petrol fiyatlarının varil başına 10 dolar yani %20 düşüş yaşaması anlamına gelmekte. Geçici olarak kapatılan fabrikalar ise Nissan, Apple, Hyundai gibi küresel markaların tedarik sorunları yaşamasını peşinde getirmekte. Bunun yanı sıra ilaç piyasasında da büyük kayıplar ve darbeler yaşanacaktır. Bunun en büyük örneği Amerika’da tüketilen antibiyotiklerin %97’sinin Çin’den ihraç edilmesidir(CFR). Ayrıca Amerikan ilaç firmaları, ilaç üretiminde kullandıkları ürünlerin %80’ini de Çin’den tedarik etmektedirler. Virüsün ayrıca, gerçekleşmesi plânlanan kültür, spor, sanat, iş aktivitelerinin iptallerini peşinde getirmektedir ve küresel anlamda kayıplar yaratacaktır.

 

 

EKONOMİK YAKLAŞIM

Havayolu Firmaları ve Turizm:

Zarara uğrayan sektörlerin başında tahmin edilebileceği üzere havacılık ve yolcu taşıma sektörleri gelmektedir. AirAsia, Air Astana, Air India, Singapore Airlines gibi Asya menşeili havayollarının başı çektiği 70’den fazla havayolu firması, virüsün yayılmasını engellemek adına Çin’e olan uçuşlarını geçici olarak iptal etmiş bulunmaktadır. (Businessinsider)

En büyük kaybı yaşayacak olan Asyalı havayolu firmaları ve Asya’da bulunan havalimanları olacak olsa da, Çin’in son yıllarda dünya marketinde büyük bir yer tutması sonucu diğer havayollarının da hatırı sayılır kayıplar yaşaması kaçınılmaz olacak. Cirium’un 31 Ocak 2020 tarihinde yayınladığı araştırmaya göre, 23 ve 28 Ocak tarihleri arasında Çin’e ve Çin’den planlanan seferlerin 9,807 sefer (%92) iptal edildi. Daha güncel olan 21 Ocak tarihli araştırma sonuçları ise daha dramatik. Toplam 200,000 seferin dünya çapında Koronavirüs sebebi ile iptal edildiği vurgulanıyor. Sınırların kapatılması, havayollarının seferleri iptal etmesi sadece yolcu taşıması ile kısıtlı kalmayacak, başta Asya ekonomisi olmak üzere, dünyanın her tarafında hissedilecek bir ekonomik daralma yaratma ihtimalini peşinden getirecektir. Birleşmiş Milletler Sivil Havacılık Örgütü’nün raporuna göre Dünya çapında 2020’nin sadece ilk çeyreğinde havacılık sektöründe kayıp 4-5 milyar dolar arasında olacaktır.

 

Ticaret:

İsmi sık sık ticaret savaşları ile anımsanan Çin’in, virüsün etkisini devam ettirmesi durumunda, özellikle “tedarik zinciri”nin ne kadar önemli bir parçası olduğu ortaya çıkacaktır. Son yıllarda yaptığı atılım hamleleri, düşük maliyetli ve yıllar geçtikçe niteliği artan üretim gibi faktörler, birçok uluslararası kuruluş ve firmayı Çin’e yönelmeye teşvik etti. Firmalar, daha önceki felaketlerden sonra önlemler almıştı. Fakat bu önlemlerle bile envanterler, 15-30 günlük genişliğe ulaşmasının ötesine gidemedi.  Özellikle Avrupa ve Amerika menşeili birçok üretici, hammadde noktasında Çin’e bağlı bir durumda.

Tedarik zincirinin belki de en büyük halkası olan Çin’de ortaya çıkacak bir aksaklık, zincirin diğer halkalarını da tehdit etmektedir. Harvard Business Review’da yayımlanan makalede,  Pierre Haren ve David Simchi-Levi’ye göre firmalar mevcut olarak üretimde sorun yaşamamaktalar. Fakat mevcut durumun uzaması veyahut daha da ciddileşmesi noktasında tedarik şokları yaşanacağını ve üretimin durma noktasına gelebileceğini belirtmekteler. Fiat’ın Sırbistan’daki araba üretim fabrikasının üretiminin durdurulması ve Hyundai markasının Kore’de üretimi durdurması, bahsi geçen şok yaşanmadan ortaya çıkan örneklerden yalnızca birkaçı.  (Ticaretin deniz yolu ile yapılması ve ortalama 30 günlük varış süresi, son teslimat Ocak sonunda çıktığı düşünülerek) Tarih olarak ise mart ayının ortalarını göstermekteler. Üretimde yaşanan sıkıntılar, iş dünyasında ve ticarette yaşanacak problemlerin yalnızca biri. Maliyetlerin yükselmesi, artan panik havası, üretimin azalması gibi faktörler, aynı zamanda tüketicinin gıda gibi temel ihtiyaçlar haricinde talebinin azalmasını beraberinde getirmekte.

Moody’s’in Şubat ayında yayınladığı raporda da açıkça görüldüğü gibi Asya ülkelerinin ekonomilerinin ana dayanağı yaptıkları ihracat, ticaret ve turizm ile Çin ekonomisine bağlıdır. Çin ekonomisindeki durgunluk ve problemler, bu ülkeleri ve daha nicelerini direkt olarak etkileyecektir.

 

İşsizlik:

İşsizlik, özellikle son beş senedir, herhangi bir ulus özeline ait olmayan ve tüm dünyada ekonomik bunalımın yavaş yavaş tırmanması ile ortaya çıkan bir problem olarak baş göstermekte idi. Maalesef yaşanılan sürecin en büyük sonuçlarından biri ise tavan yapan işsizlik oranları oldu. Özellikle hizmet, inşaat ve ulaşım gibi sektörlerde işçi/çalışan talebi dibi gördü. Sadece Amerika’da 2 hafta içerisinde işsizlikten doğan yardım talebi 10 milyonu geçti. Avrupa’da ise çoğu firma işçi çıkarmanın getireceği maliyetlerden ötürü, kısa süreli çalışma sürecini hayata geçirdi ve maliyet kısma gerekliliğini bu şekilde gerçekleştirdi.

İşten çıkarma dalgasının önünü kesen ise hükümet destekleri ve tanınmış sosyal haklar oldu.  Bu noktada etki alanını genişletecek kavram ise hiç şüphesiz sosyal devlet kavramı olacaktır. İşsizlik, sosyal güvence, kamu sağlığı, kamu güvenliği gibi konseptler ise hiç şüphe yok ki, önümüzdeki yıllarda gerçekleşecek seçimleri doğrudan etkileyecek, dünya siyasetine yön verecektir.

 

 

POLİTİKA, SİYASET, ORGANİZASYONLAR ve KONSEPTLER

Politika ve İlişkiler:

Virüsün sonuçlarını, öncelikle Çin ülkesi özelinde incelemek, daha sonra uluslararası düzeye taşımak isabet olacaktır. Her ne kadar müdahale etmekte geciktiği iddiaları ortaya atılsa da, Çin gerçekleştirdiği etkin karantina, kararlı uygulama, günler içerisinde hastaneler yapılması gibi aksiyonlar ile operasyonel süreçte ne kadar etkin ve keskin olabileceğini göstermiş oldu. Hükümetin, kriz anlarında bu denli hızlı ve kararlı mobiliteyi bu kadar kısa süre içerisinde sağlayabilmiş olması, Çin’in imajı açısından önem sarf etmektedir. Bu denli özelliklerin genellikle otoriter/totaliter olarak nitelendirilen sistemlerde daha sık görülmesi de dikkat çekmektedir. Merkezi güç ve kontrol arasındaki direkt ilişkiyi bir kez daha vurgulamaktadır.

Son yıllardaki ekonomik kalkınma ile birlikte ortaya çıkan eğitimli genç nesil, Çin’de yavaşça bir orta sınıf oluşturmaktadır. Bu orta sınıf, geleceğe iyimser bir bakış açısını da beraberinde getirmektedir. Güvenli ve sistematik şehirler, her gün genişleyen iş alanları, eğitim kalitesinin artması, Çin’in gün geçtikçe her sektöre kuvvetli bir şekilde nüfuz etmesi, gelir düzeylerinin artması gibi etmenler, başkan Xi Jinping’in meşruiyetini ve gücünü pekiştirmektedir.

Madalyonun diğer tarafında durum biraz daha farklı seyrediyor. Hızlı mobilizasyon ve karar alma yetkinliği sağlayan otoriter, kapalı kutu sistemler aynı zamanda sansür ve bilgi akışındaki doğruluğu sorgulatacak durumlar yaratmaktadırlar. Bu etki, kariyeri hakkında endişe duyan resmi görevliler başta olarak, suçlamalara maruz kalabileceğini düşünen sivil halka kadar yayılabilmektedir. Yanlış/eksik bilgi akışının dışında ise, parti içi krizler de virüs tarafından tetiklenme riski ile karşı karşıya. Prof. Sven Biscop ‘ın aktardığı üzere, virüsün yarattığı kriz ortamı parti içindeki güç çekişmesini iyice ortaya çıkarmış ve farklı grupları harekete geçirmiştir. “Xi, hayata geçirdiği yozlaşma karşıtı katı politikalarının birçok maruz bırakması ve nihai güce ulaşma çabasından dolayı parti içerisinde birçok düşmana sahip. Eğer kriz etkinliğini sürdürür ve büyük bir ekonomik yavaşlamayı peşinden getirirse, bu durum Xi’nin rakiplerinin elini güçlendirebilir ve hatta bir rejim değişikliğini başlatabilir”.

Önceden bahsedilen etkin ve kararlı çözüm teknikleri ise bazı kuvvetli iddialara göre radikal noktalara taşınmış ve sonuç olarak halk nezdinde Mao rejiminin problemleri çözme yöntemlerini hatırlatmakta ve korku yaratmaktadır. Düşünceme göre, krizin uzaması ihtimalinde bile Çin Komünist Parti hükümetinde köklü bir değişiklik olmayacaktır. Hali hazırda gücünü pekiştirmiş popüler ve başarılı bir lider figürü görünmektedir. Bununla beraber son yıllarda insanların güvenliğe, sürdürülebilirliğe ve istikrara olan talebi, özgürlük kaygılarını yatıştırmış ve hatta baskılamış durumdadır. Bu şartlar altında, Çin iç siyasetinde köklü bir değişiklik yakın zamanda beklememekteyim.

Dış ilişkiler noktasında ise Ticaret Savaşları ile başlayan Batı-Doğu geriliminde fark edilen küresel birbirine bağımlılık, Koronavirüs ile iyiden iyiye kendini göstermiş durumda. Bunun sonuçları noktasında ise sadece spekülasyonlar yapılabilir.

Öngördüğüm iki adet senaryo mevcut. Birinci senaryo, küresel bağlılığın vurgusu ile potansiyel oluşabilecek kayıpların altı çizilecek ve gerilim azalacaktır. Devletlerin birbirlerinin tökezlemesi durumundan bir yarar edemeyecekleri, tam tersine küresel bir daralmanın oluşacağını gördükleri bu tarz durumlar, birbirlerine daha ihtiyatlı davranmalarını ve sorunların önlem/eylem ile değil diplomatik yollarla çözülmesini teşvik edecektir.

İkinci bir senaryo ise, özellikle yatırım yapan profile sahip Avrupa Kıtası ve ABD’nin, zaman içerisinde Çin’de var olan yatırımlarını başka yerlere kaydırmasına ve bu şekilde dış politikada alabilecekleri aksiyonlar adına esneklik yaratabilmesini sağlayacaktır. Bahsi geçen bu millileştirme politikalarının ötesinde ise bazı unutulmuş/unutturulmuş stratejik sektörlerin önemi bu kriz ile ortaya çıkmış bulunmaktadır. Post-modern neo-liberal ekonomik modelinin zaafları bu kriz ile gün yüzüne çıkmış durumdadır. Hayvancılık, tarım, yerli üretim gibi stratejik sektörlerin parlaması ile beraber, kapitalizmin kendisini yenileyeceği ve değişeceği tartışılmaz bir gerçektir. Devletler özelinde de, bahsi geçen bu stratejik sektörlere daha kapsamlı yatırımlar yapılacağı, ekonomik modellerde ve yatırımlarda değişikler olacaktır.

Bu senaryolar esnasında sadece politikalar değil, ülkeleri yöneten lider stereotipileri de değişime uğrayabilir. Kriz sonrasında popülist propagandalar ve halkçı rüzgarı arkasına almaya çalışan partiler ile daha sık karşılaşabiliriz. Gelenekçi(conservative) hareketlerin milliyetçilik ve tedirginlikler üzerinden, sosyal demokrat hareketlerin ise sosyal devlet üzerinden popülist bir ajanda oluşturması sürpriz olmayacaktır. Bu kapsamda, Koronavirüsün direkt olarak ortaya çıkaracağı etkiler ve tepkileri de dikkatle incelenmelidir.

 

Siyasi Birlikler ve Düşünceler:

Akla ilk gelen isim, tartışmasız Avrupa Birliği. Hâlihazırda Brexit, mülteci sorunu, NATO sorunu gibi problemler ile hem kendi içerisinde hem de tüm kamuoyunda değerleri ve temelleri sorgulanan Avrupa Birliği, Koronavirüs sebebi ile belki de hiç olmadığı kadar tehlike altında. Virüsün yıkıcı etkilerinin İspanya, İtalya, Almanya, Fransa gibi ülkelerde zirve yaşaması sorunları ve soru işaretlerini peşinde getirmektedir. Bahsedilebilecek ilk problem, Avrupa Birliği içerisindeki dayanışmanın ve bütünlüğün, virüs krizinde beklenen etkiyi vermemiş olması ve hatta çözülmesi olmuştur. Bu hususta eski Avrupa Birliği Komisyonu başkanı Jacques Delors’da organizasyonel dayanışmanın eksikliğinin, Avrupa Birliği’nin geleceği açısından çok endişe verici olduğunu dile getirmiştir. Bunun yanında, özelikle virüsün İtalya’yı vurduğu ilk günlerde, Roma’nın çağrısına çevre ülkelerden önce Çin ve Rusya’nın koşması, akıllarda büyük soru işaretleri oluşturmuştur. Refah zamanında vurgusu yapılarak dayatılmaya çalışılan ortak kimlik olan ‘Avrupalılık’, büyük ölçüde yerini her ülkenin ‘self-help’ yani sadece kendisini düşündüğü bir ortama bırakmıştır. Eski İtalya başbakanı Enrico Letta’da bu hususa dikkat çekmiş ve komünüteryen ruhun ve hissiyatın, günümüzde eskiye göre çok daha zayıf kaldığını belirtmiştir.

Mevcut durumun ötesinde, elbette bu krizin artçı şokları da olacaktır. Bunların başını ise kriz öncesinde dahi Avrupa’da güçlenmekte olan aşırı sağ/milliyetçi popülist gruplar çekecektir. Bu gruplar, bilindiği üzere Avrupa Birliği’nin ortaklık yaratmaya çalıştığı sınır, dış ekonomi üretmedeki bağımsızlık, ortak hukuk, ortak politika gibi konulardaki skeptik yaklaşımları ve popülist projeleri ile azımsanamayacak bir pozisyona gelmiş bulunmaktalar. Özellikle, çözüm sağlanamamış her krizde (mülteci krizi gibi) artan korku ve tedirginlikle beraber güç kazanan bu partiler, elbette bu virüs krizinde de aynı rolü oynayacaklardır.

Avrupa Birliğinde, Dış Politika Başkanına danışmanlık yapmış olan Natalie Tocci de bu görüşleri desteklemektedir. Tocci’ye göre krizin önü hızlıca ve topyekûn alınamaz ise, aşırı sağ ve milliyetçi partilerin vurgu yaptığı milliyetçi propagandalar, kamuoyunda daha geniş yer kaplayacak ve Avrupa Birliği’nin geleceği açısından karamsar bir tabloyu ortaya sunacaktır.

Konseptler üzerine vardığım kanılar ise; özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkıp, Avrupa Birliği’nin giderek güçlenmesi ile beraber gerek siyasette gerek de akademi dünyasında ağırlığını koyan ‘Liberalizm’ düşüncesini günümüzde temsil eden Neo-liberal siyasi düşüncenin etkisini, özellikle uzun vadede derinden kaybedeceğidir. Özellikle son yıllarda artan bölgesel karışıklıklar, vekâlet savaşları, insanlık trajedileri ve krizleri hâlihazırda realist düşünce yapısına daha çok vurgu yapılmaya başlanmasına sebep olmuştur. Dünya siyasetinin hala eski ve sert politika üzerine devam ettiği konusunda şüpheler artmıştır. Küresel ekonominin kırılganlığı, yerli üretim ve sermayenin öneminin bir kez daha vurgulanmasına sebep olacaktır.

Bu krizle, her ülkenin milli politikalarını daha derinden regüle etmesinin gerekliliği, kriz anlarında uluslararası arenada geçerliliği olan tek faktörün kargaşa ve düzensizlik olduğu gerçeği, realist düşüncenin önümüzdeki yıllarda ağırlığını arttırmasına sebep olacaktır. 2008 yılında en yüksek noktasına ulaşmış olan küresel ticaret, malların ve insanların özgür hareketi gibi düşüncelere de mecburi ara verilmesi, çoğu ülkenin bu ticari ilişkiden doğan ve belli sektörlerde dışarıya bağımlılık noktasına varan ticari ilişkileri ise büyük soru işaretleri oluşturmuştur.

 

Güç Konsepti:

Bu virüsün sonuçlarının yalnızca ekonomik, politik veya stratejik olduğu varsayımı isabet olmayacaktır. Sürecin sonrasında, bazı konseptlerde de çeşitli değişiklikler ve derinleşmeler görülecektir. Değişimin ve bilgi akışının uç seviyelerde olduğu bu çağda, uzun süredir bu tarz bir küresel problemi gerçekleşmedi. Gerçekleşen savaşlar, krizler ve problemler genel olarak bölgesel olmak sureti ile ivedilikle çözümlenmişti. İçinde bulunulan pandemi ise ekonomik ve sosyolojik olarak çok ileri seviyelerde bulunan ülkeleri bile pençesine almış bulunmaktadır.

Bu gerçekliğin sonucu ise, özellikle pandemi hâlinden çıkıldıktan sonra kendini hem politik hem akademik tartışmalarda gösterecektir. Bu konseptler gelişmişlik, sosyal devlet, hak ve daha nicelerini kapsayacaktır. Bunların yanında ise en çok dikkat çekecek olanı, hiç şüphe yok ki güç anlayışı olacaktır.  Güç, kendi içerisinde hâlihazırda çok karmaşık ve detaylı bir konsepttir. Askeri, idari, politik gibi iç segmentlere sahip olmaktadır.

Pandeminin sonucunda, güç konseptinin alt dallarını oluşturan bazı konseptler de değişecek ve şekillenecektir. Devletlerin, bu tarz kriz durumlarına verdikleri reaksiyonlar, açıklanan yardım paketleri, organizasyon ve kriz yönetimi, ülkeler ve yönetimleri hakkında tüm dünyaya çok geçerli ve güncel bir fikir sunacaktır. Karşılaştırma ise gerçekleşmekte olan durum üzerinden basitçe yapılabilecek. Kapital olarak çok gelişmiş fakat sağlık sistemi ve ‘ağırlık’ olarak görülen stratejik sektörlere gerekli yatırımı yapmayan İspanya, İtalya, Amerika gibi ülkelerin sistemleri kesin olarak sorgulanacaktır. Kriz ile sıfır noktası olmasına rağmen hızlıca ve başarılı bir şekilde mücadele eden, anında reaksiyon gösteren Çin ve karşısında çok daha uzun bir hazırlık sürecine sahip olmasına rağmen hastalıktan en çok zarar gören/görecek olan Amerika. Bunların da ötesinde, Koronavirüs sonrası oluşacak ekonomik boşluğu üretim kapasitesi geniş olan ve virüsten hızlıca sıyrılmayı başarmış ülkeler kapatacaktır. Bu noktada, Çin’in bir atılım yapması olasıdır.

Hâlihazırda son yıllarda, ekonomik olarak gelişmemiş/gelişmekte olan ülkelere geniş krediler ve kapsamlı alt yapılar sunarak siyasi ve stratejik üstünlük kazanan Çin, kendisini bu diplomasisini daha da derinleştirebileceği bir ortamda bulacaktır. Tam da bu noktada o büyük soru tekrardan sorulacaktır. Süper güç nedir ve kimdir?

 

Medya:

Bu salgın herkese ait olan uluslararası bir problem olsa dâhi, sosyal medyanın ve geleneksel medyanın efektif olması ve stratejik kullanımı bir kez daha gündeme getirdi. Son yıllardaki hem askeri hem de ekonomik olarak her noktada varlığını güçlendiren Çin’e karşı, medyada yapılmaya çalışılan bilgi çarpıtmaları ve hatta tazminat davası iddiaları ise bunun örnekleridir.  Komplo teorilerinin gölgesinde Çin hükümetine uluslararası bir utanç damgası yapıştırmak, Çin ulusunu ise alt kültüre sahip bir küme olarak portreleştirmeye çalışan geniş bir çevre, hâlâ bu etkinliğine devam etmektedir.

Kamuoyunda bir bilinç yaratmak ise aktif olarak geleneksel medyayı ve modern medyayı araç olarak kullanmaktadırlar. Bu durumun yüksek mecralarda ise “Çin Virüsü” olarak telaffuz edilmesi ise, yukarıda bahsi geçen durumun doğrulaması olmuş durumda.

Bu noktada, medya ve medyanın stratejik olarak kullanımı üzerine daha derin ve detaylı araştırmaların yapılacağını öngörmek pek sürpriz olmayacaktır. Devletlerin bu denli birbiri direkt iletişim halinde olan dünyada, internet aracılığı ile engellenemeyecek iletişim kanallarını gerek kontrol gerek ise böyle durumlarda efektif bir iletişim yönetimi olarak daha sıkı kullanmaları, dijital etkileşim çağında artık bir zorunluluk olarak karşımıza çıkıyor.

 

SONUÇ

Ocak, Şubat, Mart ve Nisan aylarında yapılan tahminlerin üzerinden geçen dört aylık süreçte, virüs beklenenden çok daha hızlı bir yayılma gösterdi. Çin’de yaşanan zirvenin ardından baş gösteren suni bir duraklama ve belli başlı ülkelerin gösterdikleri geç reaksiyon ve ciddiyetsizlik, daha uzun bir zaman dilimini kapsayan daha trajik sonuçları beraberinde getirdi. İlk günlerde yapılan bilanço tahminler, daha ciddi boyutlara ulaştı. BM’in içinde bulunduğumuz mayıs ayındaki açıklamasına göre küresel zarar 2 trilyon dolar seviyesini aşabilecek boyutta. Asya Kalkınma Bankası’na göre ise muhtemel zarar 2 trilyon dolar ile 4,1 trilyon dolar arasında olacak.

Tüm bu bilgiler ışığında vurgulanabilecek husus, virüsün anlık yarattığı şok ve problemlerin ötesinde, hâlihazırda başlamış olan bazı değişim trendlerini daha da hızlandıracağıdır. Söz konusu değişimleri ise sadece ekonomik veya siyasal olarak kısıtlamak yetersiz kalacaktır. Bu krizin sonucunda birlikler, siyasi görüşler, fikirler, iş dünyası, yaşam tarzları, seçimler, güç konsepti ve daha nice kavram özelinde farklılaşmalar baş gösterecektir.

 

 

 

 

 

 

Referanslar

  1. https://www.adb.org/publications/series/asian-development-outlook
  2. https://www.businessinsider.com/airlines-canceling-changing-flights-to-china-amid-coronavirus-fears-2020-1
  3. https://www.cirium.com/thoughtcloud/nearly-10000-chinese-flights-suspended-as-coronavirus-outbreak-escalates/
  4. https://foreignpolicy.com/2020/04/04/kurzarbeit-coronavirus-pandemic-america-unemployment-apocalypse-europe-not/
  5. https://www.cnbc.com/2020/02/26/trade-war-coronavirus-show-retail-too-reliant-on-china-ex-macys-ceo.html
  6. https://www.icao.int/Newsroom/Pages/Economic-impact-estimates-due-to-COVID-19-travel-bans.aspx
  7. https://www.iea.org/reports/oil-market-report-february-2020
  8. https://www.jpmorgan.com/global/research/coronavirus-impact
  9. https://www.moodysanalytics.com/webinars-on-demand/2020/coronavirus-the-global-economic-threat
  10. https://www.theguardian.com/world/2020/apr/01/coronavirus-could-be-final-straw-for-eu-european-experts-warn
  11. https://www.weforum.org/agenda/2020/02/coronavirus-economic-effects-global-economy-trade-travel/
  12. https://www.weforum.org/agenda/2020/03/coronavirus-covid-19-cost-economy-2020-un-trade-economics-pandemic/

 

Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümünden mezun olmuştur. Halihazırda THY'de kariyerine devam etmektedir.

m.dorukara@hotmail.com