TOP
h

Boğaziçi Asya Araştırmaları Merkezi

borç tuzağı

“Borç Tuzağı” Tartışmaları Çerçevesinde Kuşak ve Yol Girişimi

‘Güç dengesi’ kavramı ve buna bağlı olarak gelişen yükselen güçler ile mevcut süper güç arasındaki mücadele, özellikle Uluslararası İlişkiler teorileri literatüründe realist akademisyenler tarafından sıkça atıf yapılan konuların başında gelir. Çin Devlet Başkanı Xi Jinping tarafından 2013 yılının sonlarında duyurulan Kuşak ve Yol Girişimi de, Çin’in hızla artan ekonomik üstünlüğü ve onun bir süper güç olarak yükselmesi arasındaki ilişki bağlamında şekillenmeye devam ediyor.

 

Çin Tarzı Stratejik Denge Arayışı

Çin’in 2001 yılında Dünya Ticaret Örgütü’ne üyeliği ile ivme kazanan uluslararası politikadaki aktif rolü, ABD’nin 21.yüzyıldaki uluslararası düzen kurucu rolü ile önemli farklar barındırıyor. Bu önemli farkların temelinde ise Çin’in diğer devletlerin ‘iç işlerine karışmama’ prensibi geliyor. Çin’in bu ‘iç işlerine karışmama’ prensibi ile uluslararası sisteme dâhil olma şiarı, sıkça dile getirildiği üzere başta Orta Doğu ve Latin Amerika’da olmak üzere Amerikan emperyalizmine ve tek taraflı hareket etme eğilimine bir muhalefet olarak görülüyor.

Ancak son dönemlerde yukarıda bahsi geçen prensiplere ciddi bir meydan okuma, Çin’in denizaşırı ülkelere kendi ‘gücünü’ taşıyabilme yeterliliği olarak da görülen bu projenin bilhassa kendisinden kaynaklanıyor. Kuşak ve Yol Girişimi, başta Afrika ve Orta Asya ülkeleri olmak üzere Avrupa ve Körfez ülkelerine çok büyük ölçekli yatırımlar içeriyor ve bu eliaçık finansal desteğin arkasında yatan gerçek saikler tartışmaların odağını oluşturuyor. Çin, birçok kez bu yatırımların kendisinin küresel ekonomik büyüme hedefinin bir parçası olduğunu iddia etse de son dönemde gündemden düşmeyen ‘yeni sömürgecilik’ algısını yıkamıyor.

Bu algı, özellikle Sri Lanka’da Hambantota limanı, Karadağ’da Bar-Boljare otoyolu ve Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru projelerinde daha belirgin bir şekilde öne çıkıyor. ‘Çin’in borç tuzağı diplomasisi’ ismiyle anılmaya başlanan bu projelerin finansmanı için sağlanan bir hayli cazip ve imtiyazlı krediler, bu ülkelerin borçlarının sürdürülemez seviyelere yükselmesine neden oluyor. Afrika Araştırmacıları Derneği (AFAM) Başkan Yardımcısı Dr. Muhammed Tandoğan’a göre, yatırımların gerçekleştiği ülkelerdeki finansal borçlanma dalgasının bir diğer nedeni de “sorgusuz sualsiz bir şekilde aktarılan ekonomik kaynaklarla Afrikalı devletleri israf ve yolsuzluğa sürüklemek.” Yükselen borç yükü ile birlikte bu ülkelerin, egemenliklerinin bir kısmını Çinli kreditörlere bırakarak batık ve bağımlı devletlere dönüşme olasılığı artıyor. Afrika ülkeleri bunun en önemli örneklerini teşkil ediyor. Dr. Muhammed Tandoğan’ın AFAM’ın sitesinde yer alan araştırmasının da aktardığı üzere “Çin, Zambiya Ulusal Radyo ve Televizyon Yayıncılığı Şirketi’nin de hisselerinin yüzde 60’ını elinde bulunduruyor… Zira Zambiya’nın mevcut borçlarının büyük bir kısmı Çin’den aldığı kredi ve ​yatırım finansmanlarından kaynaklanıyor”. Bu örnekte de görüleceği üzere, Afrika kıtasında Çin yatırımlarının etkisi altında gerçekleşen kritik sektörlerdeki satın almalar hız kazanırken, Asya’nın güneyinde yeni seçilen hükümetler bu yatırımlara karşı daha sert bir tutum sergilemeye başladı.

 

Çin’in Düzen Kurucu Rolüne Meydan Okumalar

İlk olarak, Mahathir Mohammad liderliğinde yeni seçilen Malezya hükümetinin 20 milyar dolar değerindeki Doğu Yolu Tren Hattı Projesi ile 2,3 milyar dolar değerindeki doğalgaz boru hattı projelerini iptal ettiğini duyurmasıyla yatırımlara yönelik eleştiriler uluslararası alanda tekrar gündeme geldi. Mahathir Mohammad’in 28 Eylül 2018 tarihinde Pekin’de bir basın toplantısında verdiği demeç, bu borcun altına giren hükümetlere bir uyarı niteliği taşıyor: “Ülke hükümetleri diğer ülkeler ile ilişkilerinde çok dikkatli olmalıdır. Eğer siz, çok fazla para ödünç alırsanız ve bunu geri ödeyemezsiniz… ülkenizin bir kısmından feragat etmeniz gerekir”

Kuşak ve Yol Girişimi’nin bir diğer önemli ayağı olan Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru’nun muhatabı Pakistan için de benzer bir uyanışın söz konusu olduğu söylenebilir. Pakistan’ın yeni seçilen Başbakanı Imran Khan da seçim öncesi kampanyasını, bu proje altında gerçekleştirilen yatırımların daha ayrıntılı ve şeffaf şekilde incelenmesi üzerine inşa etmişti.

Malezya Başbakanı Mohammad ve Pakistan Başbakanı Imran Khan’ın Kuşak ve Yol Girişimi’ne yaklaşımları arasındaki paralellik ayrıca ilginç bir karşılaştırma sunuyor. Son çeyrek yüzyıldır siyasi kimliklerini Amerikan emperyalizminin karşısında olarak tanımlayan her iki lider, popülizmin hızla yükselişe geçtiği dönemde kendilerinden önceki hükümetlerin yolsuzluk ve kötü ekonomi politikalarını eleştiren bir tutum sergileyerek iktidara geldi. Her ikisi de Çin’in devasa yatırımlarına yönelik şüpheli bir tavır takınsa da, ülkelerinin kalkınması hususunda Çin’in oynadığı önemli rolü kabullenen bir görüntü çizdiler. Benzer şekilde, bu şüpheci tavırlarına karşın ilk denizaşırı ziyaretlerinin başında Pekin geldi ve bu ziyaretlerinde ülkelerindeki seçimler öncesi Çin’e yönelik olumsuz söylemlerinden doğabilecek yanlış algılamaları adres gösterdiler.

Her iki lider de Çin’in yatırımlarına yönelik samimi bir tutum içerisinde olsalar da, ülkelerinin karşılaşacağı muhtemel borç yükü ve egemenliklerinin ihlali gibi konularda, öncüllerinin verdiği taahhütler ne olursa olsun bunlara aykırı davranabileceklerinin sinyalini Pekin yönetimine verdiler.

 

Sonuç

Öteki taraftan Çin’in, Kuşak ve Yol Girişimi ile birlikte anılmaya başlanan ‘borç tuzağı’ nitelemesini bertaraf edebilmesi için daha çok çaba sarfetmesi gerekiyor. Bu manada geçtiğimiz günlerde gerçekleştirilen APEC zirvesinde Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Hua Chunying şu ifadeleri önemli yer tutmaktadır: “Çin ile olan işbirliğinden dolayı hiçbir gelişmekte olan ülke borç sorunuyla yüzleşmemiştir. Aksine, Çin ile yaptıkları işbirliği, bu ülkelerin öz-odaklı gelişmelerini sürdürebilme kapasitelerini artırmış; bu ülkelerin vatandaşlarının yaşam şartlarını iyileştirme imkânı sunmuştur.”

Bu girişim vasıtasıyla küresel liderlik rolü için daha kapsayıcı bir yol izlemesi gereken Çin’in, ‘borçlu devletlerin kreditörü’ ekonomik gerçekliğinden sıyrılıp, diplomatik iyi niyetini öne çıkarması elzemdir. Bunu gerçekleştirememesi halinde Çin, diğer devletlerin ‘iç işlerine karışmama’ ve ‘egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı’ gibi ilkelerine rağmen kendi deyimiyle ‘Amerikan emperyalizmi’ ortak karakteristiğine sahip olması ve buna karşı meydan okuma kapasitesini yitirmesi hayli olası görünmektedir.

BAAM Kuşak ve Yol Programı Araştırmacısı, Şanghay Üniversitesi Doktora Öğrencisi

cengizmert91@hotmail.com