TOP
h

Boğaziçi Asya Araştırmaları Merkezi

AB

Çin-AB İlişkileri: Reddedilemez Teklifler, Vazgeçilmez Prensipler

Avrupa Birliği ile Çin arasında kurulan ekonomik ilişkiler Çin’in 2011’de Dünya Ticaret Örgütü üyesi olmasıyla serbest ticaret çerçevesinde yeni bir boyuta taşınmış ve ikili ticaret hacmi düzenli olarak artmıştır. Özellikle 2008 Avro Bölgesi Borç Krizi sonrası hem ticaret hem de doğrudan sermaye yatırımlarında Çin-AB ekonomik ilişkileri, sosyal ve siyasal sonuçlarıyla birlikte dünya kamuoyunun da dikkatini çekmiştir.

Gelişen ticaretin yanı sıra 2013’te açıklanan Kuşak ve Yol Girişimi[1] çerçevesinde de çok sayıda Çin firması doğrudan sermaye yatırımları ve altyapı işletmeleri yoluyla ulaştırma sektöründe ağırlığını hissettirmiştir. Girişimin AB içi bağlantı noktalarında devlet destekli Çin firmaları tarafından yürütülen devasa projelerin sayısı gittikçe artmakta, yeni yatırımlar için görüşmeler de sürmektedir. Birlik üyelerine çeşitli sektörlerde yönelen Çin kaynaklı dış yatırım istihdam ve kalkınma anlamında pozitif katkılarda bulunsa da stratejik önemdeki liman, havalimanı ve otoyolların Çinli devlet teşebbüsleri tarafından işletilmesi uzun vadede tehlike oluşturabilecek bir durum olarak görülmektedir.

Benzer şekilde, ikili ticarette AB aleyhine gözlenen ithalat-ihracat dengesizliği, Çin’le girilecek ekonomik rekabette sürdürülebilir bir strateji geliştirmek adına AB kurumlarını harekete geçirmiştir. Nitekim 2016’da AB-Çin ticaretinde AB aleyhine 176.6 milyar avro tutarında açık tespit edilmiş; özellikle Çinli devlet işletmelerinin fiyat bozulmaları sebebiyle asimetrik bir avantaj sahip olduğu gözlenmiştir. Bu durum karşısında son yıllarda Avrupa kamuoyunda çeşitli tedbirler gündeme taşınmış, bir kısmı da uygulamaya konulmuştur.

Bu çalışmada, AB’nin Çin’le ticareti, Çin’in doğrudan sermaye yatırımları, altyapı işletmeleriyle birlikte AB’nin konuya ilişkin çekinceleri ve muhtemel müdahale yöntemleri ele alınmıştır

 

1. İkili Ticaret

Avrupa kıtası ile Çin arasındaki ekonomik ilişkilerin tarihî kökeni, İpek Yolu olarak adlandırılan kadim rota üzerinde milattan önce 2.yüzyılda başlayan ticari ilişkilere kadar uzanmaktadır. Bu dönemde Han Hanedanı yönetiminde olan Çin ile Orta Asya, İran ve nihayet Akdeniz yoluyla Avrupa’ya ulaşan ticari hatta ekonomik ilişkilerin yanı sıra sosyal ve kültürel ilişkiler de gelişmiştir. Tarihi İpek Yolu rotasında Avrupa’dan Çin’e taşınan mallar arasında tekstil ve gıda ürünler, silahlar ve altın yer almıştır. Aynı dönemde Çin’den Avrupa’ya ipek, çay, porselen, baharat, ilaç, parfüm, pirinç, kağıt ve barut gibi malzemeler taşınmıştır. Ticarî metalar, sosyal ve kültürel etkileşime de kapı aralayarak bahse konu olan coğrafyada belirleyici bir tarihi olgu haline gelmiştir.[2] 15.yüzyılda İran’dan Avrupa’ya ulaşan kara ve deniz hattının Osmanlı İmparatorluğu tarafından ele geçirilmesiyle Tarihî İpek Yolu canlılığını kaybetmiş, Avrupalılar tarafından keşfedilen yeni rotalar işlerlik kazanmıştır. Bu dönemden itibaren Çin-Avrupa ticareti mevcut rotalarına ek olarak, gittikçe artan bir yoğunlukla, Afrika’nın güneyinden dolaşan deniz yolu üzerinden devam etmiştir.

Günümüzde Çin ile Avrupa Birliği arasında da özellikle 20.yüzyılın başında Çin yönetiminin dış ticareti teşvikiyle oldukça güçlü ticarî ilişkiler kurulmuştur. 2017 verilerine göre Çin Halk Cumhuriyeti, Amerika Birleşik Devletleri’nin ardından Avrupa Birliği’nin en büyük ikinci ticarî partneri konumundadır. İkili ticaret hacmi bir önceki yıla göre %15 artış göstererek 573 milyar avroya ulaşmıştır. AB, ithalatının 5’te 1 ini, ihracatının ise 10’da 1’ini Çin ile yapmaktadır. 2016’da 345 milyar avro olarak gerçekleşen ithalat bir sonraki yıl %8,6 oranında artış göstererek 375 milyara yaklaşmış, ithalat açığı ise 176 milyar avroyu aşmıştır.

İthalatta en büyük payı %52’lik oranla makineler ve ulaştırma ekipmanları alırken bunu %28 ile çeşitli imalat eşyaları takip etmektedir.[3] Genel toplamda ithalatın %98’inin endüstriyel ürünlerde gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Bununla birlikte, özellikle elektronik, telekomünikasyon, ulaştırma gibi yüksek teknoloji gerektiren sistemlerde son yıllarda artış; demir, çelik ve tekstil gibi “geleneksel” Çin kaynaklı ithalatta azalma gözlenmiştir.

 

2. Doğrudan Sermaye Yatırımları

AB üyeleri, dünya genelinde en çok doğrudan sermaye yatırımı alan ülkelerin başında gelmektedir. Dış yatırımlar AB genelinde 8 milyona yaklaşan bir istihdam grubunu doğrudan etkilemekte, Birlik ekonomisinin oldukça önemli bir parçasını teşkil etmektedir.[4] Bununla birlikte, AB’ye yönelen Çin kaynaklı dış yatırımlar son yıllarda büyük dikkat çekmeye başlamıştır.

2008’de zirveyi gören Avro Bölgesi Borç Krizi sonrası Avrupa Birliği (AB) genelinde Çin’in doğrudan dış yatırımları benzersiz biçimde artmıştır. 2016’da 200 milyar dolara ulaşan Çin kaynaklı doğrudan dış yatırımların %17.5’i AB ülkelerine yönelmiştir. Çin, “dışarı çıkma” (zouchuqu) politikasının bir parçası olarak Euro bölgesinde Avrovil alımları ve devasa altyapı yatırımlarına başlamış, o dönemden itibaren Çinli kamu iktisadi teşebbüsleri ve özel şirketler birçok AB ülkesinde farklı alanlarda etki sahasına kavuşmuştur. Bu yatırımlar nihayet 2016’da bir önceki yıla göre %77 artarak 36.5 milyar dolara ulaşmış; Birliğin toplam doğrudan dış yatırım stoğunun %4’ünü oluşturmuştur.[5]

Çin’in büyük ses getiren Kuşak ve Yol Girişimi çerçevesinde çok sayıda AB ülkesinde altyapı yatırımları doğrudan yatırım, işletim ve kredilendirmeler ile yürütülmeye devam etmektedir. Girişimin rotası üzerinde bulunan çok sayıda otoyol, liman ve havalimanı Çinli işletmeler tarafından inşa edilmekte, işletilmekte veya satın alınmaktadır. Çin sermayesi ayrıca enerji ve tabii kaynaklar alanında faaliyet gösteren bazı Avrupalı firmaları devralarak bu sahadaki etkinliklerini arttırmışlardır. Söz konusu alanlarda en çok yatırım alan ülkelerin başında ise Almanya ve Birleşik Krallık gelmektedir. 2016’da  Almanya’ya 12.6, Birleşik Krallığa ise 9.6 milyar dolar tutarında Çin kaynaklı yatırım yapılmıştır. Diğer AB üyelerinden İspanya 1.8, Belçika 1.4, Fransa ise 0.8 milyar dolar yatırım almıştır.[6] Şirket alımları arasında en çok dikkat çeken, 7 milyar dolarlık anlaşma ile Finli Supercell’in Tencent’e satılmasıdır.[7] İrlandalı uçak kiralama şirketi Avolon ise 10 milyar dolarlık bir anlaşmayls HNA Grubu’na satılmıştır.[8] Satın almanın yanı sıra Çinli firmalar bazı Avrupalı firmalarla ortaklıklar da geliştirmiştir. İsveç’te Geely-Volvo, İtalya’da Zoomlion-Cifa, Almanya’da Sany-Putzmeister ve Fransa’da DongfangPSA Peugeot-Citroën bunlardan bazılarıdır.[9]

 

3. Altyapı İşletmeleri

Çin kaynaklı sermayenin devlet işletmeleri ve özel şirketlerle AB üyelerine yönelik ekonomik girişimleri ticaret ve doğrudan sermaye yatırımlarının yanı sıra altyapı sektöründe de kendini göstermektedir. Çinli firmalar devasa altyapı projelerinin yapımını üstlenirken aynı zamanda çok sayıda Birlik ülkesinde çeşitli liman ve havalimanlarının işletmelerini de almaktadır. Özellikle Kuşak ve Yol Girişimi’nin muhtemel rotasında ve bağlantı yollarında yoğunlaşan bu etkinlikler 2010’dan itibaren basına sıkça yansımakta, ekonomik bağımsızlık tehdidi gibi eleştiriler gündeme gelmektedir.[10] Başlangıçta “işgal” benzetmesi ağır bulunsa da yatırımların yoğunlaşmasıyla beraber Çin’in “gerçek amacı”na dair sorgulamalar da ortaya çıkmıştır.

Avrupa kamuoyunda en çok tartışılan altyapı yatırımlarının başında Yunanistan’ın Pire Limanı gelir. Hem devir hem işletme süreçleri tartışmalara konu olan limanda iki terminalin 30 yıllık işletme hakkı 2008’de bir devlet işletmesi olan China Overseas Shipping Group Co. (COSCO) firmasına verilmiştir. Piyasa değerinin oldukça üzerinde olduğu değerlendirilen bir meblağ (490 milyon avro) ile gerçekleştirilen işlem, AB limanlarına yapılan en büyük Çin yatırımlarından biri olarak kayıtlara geçmiştir. Firma daha sonra işletme hakkını 5 yıl daha uzattığı gibi üçüncü bir terminal inşa etme imtiyazını da elde etmiştir. 2013’te firma bu kez mevcut terminallerin yenilenmesi için 230 milyon avroluk bir yatırım bütçesi açıklamıştır.

Pire Limanı hem Yunanistan hem de AB ticareti açısından önemli bir konuma sahip / Youtube

Pire Limanı’ndaki COSCO tecrübesi AB genelindeki Çin yatırımları için kısa sürede bir prestij kaynağı haline gelmiştir. Zira devirden önce, 2008’de 433 bin olan konteynır trafiği firmanın işletmeyi almasından 8 yıl sonra 6.2 milyona kadar çıkmıştır. Nitekim Nisan 2016’da limanın işletmesi tümüyle COSCO’ya devredilmiş, firma liman mülkiyetinin %67’sini 420 milyon dolara satın almıştır. Bunlar dışında Çinli firmalar 2013’ten sonra Londra Heathrow Havalimanı’nın %9.5’ini, Fransa Touluse Havalimanı’nın %49.9’unu Almanya Hahn Havalimanı’nın ise %82.5’ini almıştır.[11]

 

4. AB’nin Çekinceleri

Çin’in ucuz mal ihracatı, doğrudan sermaye yatırımları ve altyapı işletmeleriyle Birlik ekonomisine nüfuzu, başlangıçtaki iyimser tablonun zamanla kaybolmasına sebep olmuş; gittikçe yoğunlaşan Çin sermayesinin karşısında AB piyasasının korunmasına yönelik tedbirler ve bunların hangi şartlarda yürütüleceği konuşulmaya başlanmıştır.

Temmuz 2016 AB-Çin Zirvesi, (soldan sağa) AB Dışişleri ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini, Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping

Tartışmanın başladığı dönemden bugüne, “tehlikenin boyutları”nı ortaya koyan çalışmaların çoğunu, Çin sermayesinin “istihdam piyasasına negatif etkileri” üzerine yoğunlaştığı görülmüştür. Çin kaynaklı ucuz malların AB piyasasına daha kolay giriş sağlaması halinde 64 bin ila 211 bin arasında AB vatandaşının işini kaybedeceği ön görülmektedir.[12] Bir başka tahminde, dolaylı etkilerle birlikte bu rakamın 1.7 ila 3.5 milyon arasında olabileceği belirtilmektedir.[13] Konuya ilişkin Avrupalı düşünce kuruluşları tarafından yayımlanan raporlarda Çinli firmaların arkalarındaki devlet desteği sayesinde Avrupa’da devasa yatırımlara girişebildiği, ancak aynı durumun Avrupalı muadilleri için hiçbir zaman geçerli olamayacağı görüşüne yer verilmekte, bu durumun “mütekabiliyet” ilkesine açıkça ters düştüğü kaydedilmektedir. Çin’de enerji ve arsa maliyetleri açısından Avrupa’ya kıyasla oldukça düşük rakamlara sahip firmaların AB piyasasında yoğunlaşmaya başlamasıyla adil ticaret şartlarının bütünüyle ortadan kalkacağı değerlendirilmektedir.

2001’de Dünya Ticaret Örgütü’ne (DTÖ) kabul edilen Çin için 15 yıllık bir “geçiş süreci” belirlenmiş, bu süre içinde diğer üyelerin Çin’e karşı “vekil ülke” adı verilen bir ticari savunma mekanizması işletmesine izin verilmiştir. Buna göre, üye ülke, Çin’den ithal ettiği bir malı bir üçüncü ülkedeki yerel fiyatıyla kıyaslayıp adil olmayan bir şart tespit edildiyse İndirim Önleme Tedbiri (İÖT) uygulayabilmektedir. Bu metot ile birçok malda AB, hem yerli üreticisini korumak hem de adil rekabet şartları oluşturabilme adına gümrük vergilerini yükseltmiştir. Ancak Çin’in DTÖ’ye giriş protokolüne göre, 15 yıllık geçiş sürecinin Aralık 2016’da dolmasıyla bu tür bir uygulamanın hukuki meşruiyeti kalmamıştır. Zira geçiş sürecini tamamlayarak DTÖ’de piyasa ekonomisi statüsünü kazanan bir üyenin söz konusu durumda diğer üyelerden farklı bir uygulamaya tabi tutulmasının önünde engeller bulunmaktadır.

PES’in DTÖ bünyesinde kabul gören genel-geçer bir tanımı bulunmamakla birlikte her üyenin kendine özgü bir uygulaması mevcuttur. Geçiş sürecini tamamlamış ve PES’e sahip olduğu ticaret ortakları tarafından kabul edilmiş bir üyeye karşı “vekil ülke” metodu uygulandığında, buna maruz kalan ülkenin DTÖ’ye başvurması halinde örgütün mevzuatı “başvuran ülke” lehinedir. Ancak adil ticaret şartlarının oluşmaması halinde alınabilecek tedbirler bu metotla sınırlı değildir.[14] Yine de genel tabloya bakıldığında, en azından ilk etapta AB’nin Çin’e karşı gümrük tedbirleri almasının önünde bir engel bulunmamaktadır. Nitekim Çin’e benzer bir süreçten geçerek 2002’de PES’e sahip olan Rusya’ya karşı da çok sayıda İÖT uygulanmaya devam etmiştir.

Çin kaynaklı “asimetrik” ticaretin Birliğe olumsuz etkilerinin yanı sıra ikili ticarette yer alan Avrupalı şirketlerin fikri mülkiyet hakları da AB kurumlarının endişe duyduğu alanlar arasında yer almaktadır. Nitekim Haziran ayının başında Avrupa Birliği yetkilileri, Çin’de faaliyet gösteren aralarında Avrupalıların da bulunduğu yabancı firmaların bir takım zorlayıcı tedbirlerle karşılaştığını açıkladı. Firmaların kullandığı teknolojilerin mülkiyetini ve kullanım haklarını Çinli firmalara transferi yönünde baskıların bulunduğu belirten ABli yetkililer, konuyu Dünya Ticaret Örgütü’ne taşıdı. AB Komisyonu Ticaretten Sorumlu Üyesi Cecillia Malmström, Brüksel’de düzenlediği basın toplantısında, fikri mülkiyet hakları konusunda Çin’e karşı DTÖ’de yasal süreç başlattıklarını bildirdi. Teknolojik inovasyon ve teknik bilginin modern ekonomilerin temelini oluşturduğunu ve Avrupa şirketlerini küresel piyasalarda rekabetçi tuttuğunu belirten Malmström, herhangi bir ülkenin şirketlerden zorla bu bilgileri almasına izin verilemeyeceğini vurguladı.

İddiaya cevap Çin Ticaret Bakanlığı’ndan geldi. Bakanlıktan yapılan açıklamada söz konusu şikayetten dolayı üzüntü duyulduğu, anlaşmazlığın çözümü için DTÖ bünyesinde gerekli işlemlerin yürütüleceği belirtildi. Açıklamada ayrıca hükümetin, fikri mülkiyet haklarının korunmasına her zaman büyük önem verdiğine ve hak sahiplerinin korunması adına birçok tedbirin yürürlükte olduğuna yer verildi.[15] AB-Çin arasında başlayan ve DTÖ’ye taşınan anlaşmazlığın ikili ticaret ve doğrudan sermaye yatırımlarına negatif etki yapma ihtimalinin bulunduğu değerlendirilmektedir.

 

Sonuç

2001’de Dünya Ticaret Örgütü’ne katılım sağlayan Çin, “serbest ticaret” iddiasını resmî ağızdan paylaşsa da bu konuda AB’nin çeşitli çekinceleri bulunmaktadır. Adil ticaret, şeffaflık ve fikri mülkiyet hakları gibi konular, bu çekincelerin başında gelmektedir. Doğrudan sermaye yatırımları ve altyapı işletmelerindeki Çin firmalarının yoğunlaşması ile ikili ticaretteki ithalat açığı AB’nin uzun vadeli ekonomik tedbirler almasını zorunlu kılmaktadır. Yoğunlaşan Çin kaynaklı yatırımlar Birlik ülkeleri için  istihdam ve kalkınma bağlamında pozitif etkilere sahip olsa da stratejik önemdeki liman, havalimanı ve otoyolların Çinli devlet teşebbüsleri tarafından işletilmesi ekonomik ve siyasi bağımsızlığa yönelik uzun vadeli bir tehdit olarak algılanabilmektedir.

Konunun pozitif ve negatif yönleri incelendiğinde, 2008’den itibaren yoğunlaşan yatırımların özellikle ekonomik kalkınmada ciddi katkılar sunduğu göze çarpmakta, bu sebeple alınacak tedbirler ile bu ivmenin korunmasının amaçlanacağı anlaşılmaktadır. Bu bağlamda gündeme gelebilecek öneriler arasında şu konuların bulunacağı değerlendirilmektedir:

  • Birlik genelindeki Çin kaynaklı dış yatırımların sistematik izlenmesi,
  • Çin özelinde insan hakları ve hukuk devleti gibi değerlerin gözetilmesi talebi,
  • Piyasalar arası adil rekabetin sağlanması
  • Mütekabiliyet ilkesi çerçevesinde “asimetrik ikili ticaret”in AB lehinde yeniden yönlendirilmesi

Bu gibi tedbirlerin gündeme gelmesiyle Çin-AB ilişkilerinin yeni bir boyut kazanacağı açıktır. Birliğin Çin’e karşı ticari alanda alacağı tedbirlerin ikili siyasi ilişkileri doğrudan etkileme şansı oldukça yüksek görünmektedir. Zira Xi Jinping yönetimindeki Çin’in dış politikada hem Kuşak ve Yol Girişimi’ni hem de ikili ticaret ilişkileri ve doğrudan sermaye yatırımlarını bir diplomasi aracı olarak kullandığı, bu anlamda bir eko-diplomasi yürüttüğü anlaşılmaktadır. Çinli yetkililer bu çerçevede, devrim ihracı iddialarını her fırsatta reddederken ekonomik ilişkilerin yalnızca ekonomik motivasyonla yapıldığına dair açıklamalar yapmaktadır. Ancak yoğunlaşan Çin kaynaklı yatırımlar ve diğer ekonomik parametreler Avrupa tarafında bağımsızlığı tehdit eden girişimler olarak algılandığı sürece, Çinli liderlerin AB yetkililerini bu girişimlerin yalnızca ekonomik amaçlı olduğuna dair ikna etme sorumlulukları da artmaktadır.

 

[1] Kuşak ve Yol Girişimi’ne ilişkin giriş niteliğinde bir yazı için bkz. Mehmet Enes Beşer, “Çin’in Dünyaya Açılma Girişimi: Bir Kuşak Bir Yol,”  Boğaziçi Asya Araştırmaları Merkezi, Mayıs 29, 2018, http://bogaziciasya.com/cinin-dunyaya-acilma-girisimi-bir-kusak-bir-yol/.

[2] Joshua Mark, “Silk Road”, Ancient History Encyclopedia, History Enyclopedia, https://www.ancient.eu/Silk_Road/.

[3] Avrupa Komisyonu, “European Union, Trade in goods with China,” Nisan 16, 2018,  http://trade.ec.europa.eu/doclib/docs/2006/september/tradoc_113366.pdf.

[4] Avrupa Komisyonu, “Investment,” http://ec.europa.eu/trade/policy/accessing-markets/investment/.

[5] Thilo Hanemann & Mikko Huotari, “Record Flows and Growing Imbalances: Chinese Investment in Europe in 2016,” The Mercator Institute for China Studies and The Rhodium Group, Ocak 10, 2017, http://rhg.com/wp-content/uploads/2017/01/RHG_Merics_COFDI_EU_2016.pdf.

[6] Ernst & Young, “Chinesische Unternehmenskäufe in Europa Eine Analyse von M&A-Deals 2006–2016”, Ocak 2017, http://www.ey.com/Publication/vwLUAssets/ey-chinesische-unternehmenskaufe-in-europa/$FILE/ey-chinesische-unternehmenskaufe-in-europa.pdf.

[7] Tencent Holdings Limited, “Discloseable Transaction Relating to Tencent’s Participation in a Consortium Acquisition of a Majority Interest in Supercell OY,” Haziran 21, 2016,  https://www.tencent.com/en-us/articles/1304641466997327.pdf.

[8] Rick Clough & Jennifer Surane & Prudance Ho, “Chinese Tycoon Expands Aviation Empire With $10 Billion Purchase,” Bloomberg, Ekim 7, 2016, https://www.bloomberg.com/news/articles/2016-10-06/hna-to-buy-cit-s-plane-leasing-business-for-10-billion.

[9] Philippe Le Corre, “Chinese Investments in Europeean Countries: Experiences and Lessons for the “Belt and Road” Initiative,” pp.161-175, Rethinking the Silk Road (ed. M.Mayer), Palgrave, 2018.

[10] Peter Vanham, “A Chinese Invasion in Europe? A tiny one, maybe,” Financial Times, Haziran 7, 2012,  https://www.ft.com/content/dac24c18-9e3e-3265-a494-08866169e5ac.

[11] Philippe Le Corre, a.g.e.

[12] Avrupa Komisyonu, “Change in the methodology for anti-dumping investigations concerning China”, Şubat 5, 2016, http://trade.ec.europa.eu/doclib/docs/2016/february/tradoc_154241.pdf.

[13] Economic Policy Institute, “Unilateral grant of market economy status to china would put millions of eu jobs at risk”, Eylül 18, 2015  https://www.epi.org/publication/eu-jobs-at-risk/.

[14] François Godement, “China’s Market Economy Status and the European Interest,” ECFR, Haziran 23, 2016, http://www.ecfr.eu/publications/summary/chinas_market_economy_status_and_the_european_interest_7050.

[15] Mehmet Enes Beşer, “AB Çin’i Dünya Ticaret Örgütü’ne Şikayet Etti,” Boğaziçi Asya Araştırmaları Merkezi, Haziran 4, 2018, http://bogaziciasya.com/ab-cini-dunya-ticaret-orgutu/.

 

*PDF İNDİR

BAAM Direktörü

besermehmetenes@gmail.com