TOP
h

Boğaziçi Asya Araştırmaları Merkezi

Hong Kong

Çin’in Büyük Sınavı: Hong Kong Olayları

Hong Kong Özel İdari Bölgesi, Çin’in güneyinde yer alan ve Çin’e bağlı  özel statüde olan bir bölgedir. Bölge, genel kanının aksine sadece Hong Kong şehrinden oluşmamakta, şehrin etrafındaki bir kısım toprakları da içinde barındırmaktadır. Ayrıca, Hong Kong kendi öz yönetim sistemine sahip olmakla birlikte dış ilişkiler ve savunma alanlarında direkt olarak Çin’e bağlı bulunmaktadır. Hong Kong’un toplam nüfusu 7 Milyon 500 Bin kişi civarlarındadır. Bunun yanında Hong Kong, dünyada ağırlığı bulunan finans merkezlerinden bir tanesidir. Bölge, yıllar içinde doğu ile batı aksı arasındaki taşımacılık, ticaret ve ulaştırma gibi alanlarda ön plana çıkmış ve ürün trafiğinin Güney Doğu Asya’daki lojistik merkezi haline gelmiştir. Hong Kong’un Gayrisafi Yurtiçi Hasılası 2018 yılı sonu verilerine göre 363 Milyar $ olup %3 oranında bir ekonomik büyüme gerçekleştirmiştir. Dünya geneli Gayrisafi Yurtiçi Hasıla sıralamasında ise 36. Sırada bulunmaktadır.

Eski Çin Devlet Başkanı Deng Xiaoping’in 1978 yılında Çin’in hatta belkide tüm dünyanın gelecek yüzyıllarını şekillendirecek boyutta bir reform sürecini başlatmasına kadar olan süreçte yoksulluk ve istikrarsızlık Napolyo’nun ifadesi ile “Doğu’daki Dev” için üstesinden gelinmesi mümkün olmayan kavramlardı. Özellikle 2. Dünya Savaşında Japon Ordusu’nun, başkent Nanjing ve Hong Kong da dahil olmak üzere Çin’in neredeyse tüm önemli şehirlerini işgal etmesi ve Çin halkının onuruna dokunacak birçok eylemde bulunması, ülkenin istikrara kavuşmasına ön ayak olacak milli bir vizyonun oluşmasını sekteye uğratan bir unsur olduğu kadar Mao Zedong önderliğinde milli bir kimliğin oluşmasına da sebep olmuştur. Deng Xiaoping’in öncülük ettiği reform sürecinin başlaması ile Çin, geçtiğimiz 41 senede iktisadi ve askeri alanlar başta olmak üzere birçok alanda ciddi gelişim göstermiştir. Bu bağlamda Kuşak Yol İnisiyatifinin mevcut başkan Xi Jinping tarafından 2013 yılında ilan edilmesiyle “Yeni Çin Yüzyılı” atılımının anakarada olduğu kadar uluslararası alanda da karşılık bulmasında başarılı olunmuş ve belkide tarihsel olarak Çin, küresel bir güç olma yolunda ilk defa bu kadar mesafe katetmiştir.

Hong Kong

Hong Kong olayları ilk günden bu yana dünya kamuoyunun ilgisini çekiyor. / Wikipedia Commons

Hong Kong, Güneydoğu Asya’da yer alan birçok ülke ve şehir ile kıyaslandığında açık ara refah seviyesinin en yüksek olduğu bölgelerden birisidir. Birçok uzmana göre refah seviyesinin yüksek oluşunda Hong Kong’un yıllarca İngiliz idaresi altında kalmış olması ve yönetimsel olarak Çin sosyalizminden izole bir şekilde gelişimini sürdürmüş olması etkili olmuştur.

Ancak son 40 yılda ÇHC’nin mutlak bir vizyon ortaya koyması ile birlikte yaşanan büyük ekonomik kalkınma neticesinde artan refah seviyesi bu tartışmaların yeni bir boyut kazanmasına yol açmıştır. Öyle ki Dünya Bankası verilerine göre 190 yılında 753 milyon insan yoksulluk sınırının altında yaşarken 2017 yılında bu rakam 2017 yılında 43 milyona düşmüştür.[1] Bu bilgiler ışığında refahın topluma dağıtılması noktasında Çin yönetimlerinin büyük yol katettiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Dolayısıyla Hong Kong olayları, ekonomik temelli bir kriz olmaktan ziyade genç kuşağın içinde bulunduğu kimlik bunalımının tetiklediği siyasi ve toplumsal bir krizdir. Bu nedenle bölgenin sadece yönetim sistemi özelinde değil sosyolojik temelli olarak da Çin’den kısmi şekilde izole bir durumda olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Başta da belirttiğimiz gibi, bu toplumsal krizin ortaya çıkmasında Hong Kong’un 1842 yılında İngiliz idaresi altına girmesi ile uzun süre İngiliz yönetimi altında kalmış olması önemli bir faktör olarak göze çarpmaktadır. Bölgenin 1997 yılında İngilizler tarafından Çin yönetimine devri ile birçok madde üzerinde uzlaşı sağlanmış ve bölge “Bir Ülke, İki Sistem” ilkesi doğrultusunda yönetilmeye başlanmıştır. Bilindiği üzere ÇHC sınırları içerisinde Çin Komünist Partisi mutlak güçtür ve ülke yönetiminde parti programı kesin bir şekilde uygulanmaktadır. Ancak Hong Kong Özel İdari Bölgesi, 1997 yılında yapılan anlaşmaya göre kendi yasal sistemine sahip olmuştur ve tıpkı demokrasilerde olduğu gibi bölge çok partili sistem ile idare edilmektedir.

Hong Kong özelinde yapılan bir araştırmaya göre halkın büyük bir çoğunluğu öz kimliğini “Çinli” olarak değil “Hong Konglu” olarak tanımlamaktadır.[2] Mart ayının sonunda Geri İade Tasarısına karşı  başlayan ve geçtiğimiz 4 aylık süre zarfında Hong Kong sokaklarında ciddi bir kitlesel başkaldırı haline evrilen olaylarda genç nüfus önemli bir rol oynamaktadır. Protestocuların büyük kısmını üniversite öğrencileri oluşturmaktadır. Bölgede bilinen bir aktivist olan Joshua Wong, üniversite öğrencilerinin örgütlenmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Bunun yanında Hong Kong’ta bulunan siyasi partilerden birisi olan Demosistō’nun halihazırdaki Genel Sekreterlik görevini yürütmektedir.

Bünyesinde genç aktivistleri barındıran, eylemlerde büyük rol oynayan ve kendisini demokrasi yanlısı olarak adlandıran Demosistō misyonunu “Hong Kong’u, Çin Komünist Partisi’nin baskısından kurtarmak ve Çin etkisinden uzak bir siyasi ve ekonomik ortam elde etmek”[3] olarak açıklamaktadır. Bu gelişmeler ışığında meseleyi değerlendirdiğimizde durumun sadece Geri İade Tasarısı özelinde değerlendirilemeyeceği ve bölgenin içinden geçtiği tarihsel sürecin krizin oluşmasında ciddi bir etkisinin bulunduğu göz ardı edilmemelidir. Bu durumun en önemli kanıtlarından birisi, protestoların şiddet eylemi halini alması ile birlikte Hong Kong yönetiminin tepkilere neden olan tasarıyı geri çektiğini açıklamasına rağmen gösterilerin ciddiyetini yitirmekten hala son derece uzak gözükmesidir. Bunun yanında, Hong Kong ilk defa büyük bir protestoya sahne olmuyor. 2014 yılında Pekin yönetiminin Hong Kong’ta yapılacak seçimlere katılacak adayları inceleme kararı alması sonucu bir dizi sokak olayları meydana gelmiştir. Protestocular bu kararın 1997 yılında Hong Kong’un Çin’e devri neticesinde yapılan anlaşmaya aykırı olduğunu ve Bir Devlet İki Sistem prensibinin ihlal edildiğini öne sürmüşlerdir.

Hong Kong

Hong Kong daha önce de Çin yönetimine karşı protestolara sahne olmuştu. / Wikipedia Commons

Her ne kadar Hong Kong Özel İdare Bölgesi kendi yasal sistemi ile idare ediliyor olsa da, Pekin yönetiminin almış olduğu bu karar o dönemde Hong Kong’un seçim özgürlüğünün ne derece kendi elinde olduğu noktasında tartışmaların doğmasına sebebiyet vermiştir. 13 Ağustos tarihinde Hong Kong Başbakanı Carrie Lam, protestocuların hava limanını 2 günlük süreyle işgal etmesinin ardından Hong Kong’un daha fazla uçuruma sürüklenmemesi konusunda uyarıda bulunmuştu.[4] Fakat bu açıklamalar da şehirde tansiyonun düşmesinde etkili olamadı. Bunu takip eden günlerde protestocular, atılan adımının yetersiz olduğunu öne sürerek meydanları doldurmaya ve polisle çatışmaya an itibariyle hala devam etmektedir.

Neticede protestocular, Hong Kong yönetimine 5 maddeden oluşan bir talep listesi sunmuşlardır. Buna göre sunulan istekler şu şekildedir; “Geri iade tasarısının tamamiyle geri çekilmesi, polislerin uyguladığı şiddetin incelenmesine yönelik bir komisyon kurulması, protestocuların isyancılar olarak sınıflandırılmasına son verilmesi, tutuklanan protestocuların serbest bırakılması, ikili genel kapsamlı oy hakkının tanınması.”

Son maddeyi talep etmekle protestocular, Pekin’in Hong Kong yönetimindeki etkisini kırmayı amaçlamaktadırlar. Pekin’in doğrudan etkisi altında bulunduğu düşünülen ve 1200 kişiden oluşan komisyonun Hong Kong liderini seçtiği düşüncesi bu maddenin talep edilmesinde etkili olmuştur. Çin yönetiminin ise bu taleplere tepkisi sert olmuştur. Yönetim, protestocuları kesin bir şekilde “kamu düzenini bozmaya teşebbüs eden teröristler” olarak adlandırmaya devam etmektedir.

Geçtiğimiz dönemde konuya ilişkin olarak Xi Jinping yönetiminden “Çin’in sabrının sınırlı olduğu” yönünde açıklamalar geldi. Ayrıca, Çin Halk Kurtuluş Ordusu Hong Kong Garnizon Komutanı da yakın dönemde buna benzer açıklamalarda bulunmuştur. Çin Halk Kurtuluş Ordusu’nun Hong Kong’a 27 kilometre uzaklıkta bulunan Şenzen şehrine yığınak yaptığını gösteren görüntülerin ardından Pekin’in konuyu ne derece ciddiye almaya başladığına dair endişeler özellikle batı medyasında halihazırda yer almaktadır.

 

Protestoların Uluslararası Boyutu

Dünyanın geri kalanında olduğu gibi Trump yönetimi de Hong Kong’daki olayları yakından takip etmektedir. Ticaret savaşlarında bir türlü uzlaşıya varılamaması ve gittikçe artan sürtüşme neticesinde ABD Başkanı Trump, Hong Kong’daki durumu kendi lehine kullanma eğilimi göstermektedir. Trump yaptığı açıklamalarda Pekin yönetiminin tutumunu eleştirmiş ve protestoculara daha iyi muamele edilmesi gerektiği noktasında uyarılarda bulunmuştur. Hatta Trump bir adım daha ileri giderek 1989 yılında Pekin’de gerçekleşen Tiananmen olaylarına atıfta bulunarak Xi Jinping’i dikkatli davranmaya davet etmiştir.[5] Bunun yanında cumhuriyetçi senatörlerden tanınmış bir isim olan Ben Cardin de Pekin yönetimine yönelik benzer açıklamalarda bulundu. Ağustos ayı içerisinde tam da gösterilerin şiddetlendiği bir ortamda Trump, Çin menşeili ürünlere 300 milyar $ ‘lık bir ek vergi getirildiğini açıkladı. Bu gelişme neticesinde iki ülke arasında ticaret savaşlarının tekrardan hız kazanacağı korkusu hakimiyet kazanmış oldu. Çin yönetimi, Trump’ın bu tutumunu Hong Kong olayları üzerinden gerçekleştirilen bir çeşit “ekonomik şantaj” olarak yorumlamaktadır. Çin, Hong Kong’da gerçekleşen olaylara yönelik olarak ABD’nin attığı her adımı içişlerine müdahale olarak algılamakta ve aynı tutum devam ettiği takdirde inisiyatif kullanmakta çekinmeyeceğini beyan etmektedir.

Fakat atılabilecek adımlar noktasında Xi Jinping’in elinin ne kadar güçlü olduğu kuşku ile yaklaşılması gereken bir konudur. Bu doğrultuda atılabilecek yanlış bir adımın durumu daha da aşılması zor hale getirebileceği muhtemeldir.

 

Çözümsüzlük Ortamı ve Pekin’in Krize Olası Müdahalesinin Sonuçları

Protestoların 31 Mart tarihinde başlamasından bu yana geçen süre zarfında Hong Kong sokaklarında tansiyonun düşeceğine dair herhangi bir emarenin henüz bulunmaması ile kaos ortamının gittikçe güçlenmesi Pekin yönetimini her geçen gün köşeye sıkıştırmaktadır. Protestoların ilk safhalarında ılımlı bir duruş sergileyen Çin yönetimi, olayların ateşinin sönmekten ziyade daha da alevlenmesi neticesinde protestoculara yönelik daha tehditkar bir tutum benimsemeye başlamıştır. İlk başlarda olayların yatışmasını beklemeyi tercih eden bir politika uygulayan Çin yönetimi, sokaklarda şiddetin dozunun artması ile birlikte protestocuların şehri kaotik bir ortama mahkum etmesinin kabul edilemeyeceğini ve Hong Kong’da ikamet eden kişilerin güvenliğinin sağlanmasının asli görevlerinin arasında bulunduğunu dile getirmeye başlamıştır.

Durumun Çin açısından gittikçe karamsar ve içinden çıkılamaz bir duruma dönmesiyle birlikte Çin Ordusunun Hong Kong’un 27 km kuzeyinde bulunan Şenzen şehrine yığınak yaptığını daha önce de ifade etmiştik. Hong Kong’a yapılacak olası kanlı bir müdahalenin sonuçlarını göz önünde bulundurduğumuzda Çin hükümetinin, yaşama dair birçok hedefi bulunan ve çoğunluğu üniversite öğrencilerinden oluşan protestoculara yönelik olarak kanlı bir müdahale bulunmaktan ziyade göz dağı verme amacını benimsediğini söyleyebiliriz. Çin Halk Kurtuluş Ordusu’nun ciddiyetini ortaya koyduğu bir krizde protestocuların kademeli olarak yumuşamasını beklemek şimdiye kadar olan süreçte Çin yönetimi için uygunluğu anlaşılabilir bir politikadır.  Fakat bunun yanı sıra Çin Komünist Partisi yetkililerinden ciddi düzeyde tehditkar açıklamaların gelmeye devam ettiğinin ve henüz Çin yönetiminin durum karşısında nasıl bir refleks göstereceğinin tam olarak kestirilemediğinin altını özellikle çizmemiz önem arz etmektedir.

Hong Kong

Protestolara Çin yönetiminin nasıl tepki vereceği uzun süre merakla beklendi. / Wikipedia Commons

Bunun yanında, böyle bir hadisenin meydana gelmesinin Çin açısından hem ulusal hem de uluslararası alanda çok ciddi sonuçları olacaktır. Hong Kong’da durumun tamamiyle kontrolden çıkması sonucu şehrin yakınında bulunan ve modern Çin’in vitrini olarak adlandırılan Şenzen şehrinin de kaotik ortamdan nasibini alması güçlü bir ihtimaldir. Böyle bir senaryoda kriz Hong Kong ile sınırlı kalmayabilir. Eski Hong Kong Ticaret Başmüzakerecisi Long Yongtu böyle bir durumda Şenzen’in risk altında olduğunu belirtti.[6] Son yıllarda gösterdiği atılım ile uluslararası alanda nüfuzunu ciddi ölçüde artıran Çin, Deng Xiaoping önderliğinde 1978 yılında başlayan reform süreci boyunca gösterdiği tüm çabanın ve gelişimin sonucunda küresel düzeyde elde ettiği prestijin hasara uğramasını istememektedir. Bu nedenle, Çin yönetimlerinin uluslararası alanda oluşturmada başarılı oldukları “Sakin Güç” imajı ile “Barışçıl Yükseliş” kavramı Hong Kong olaylarının patlak vermesiyle birlikte ciddi anlamda sınavdan geçmektedir.

 

Barışçıl Yükseliş ve Sakin Güç İmajının Muhafaza Edilmesi Sorunu

Soğuk Savaş döneminde SSCB’nin yayılmacı politika izlemesi ve Çin’in sosyalizm temelleri üzerine kurulmuş olması ister istemez uluslararası alanda geçmişten günümüze birçok doğu toplumuna karşı olduğu gibi Çin’e yönelik olarak agresif bir ülke ve yönetim algısının doğmasına sebebiyet vermiştir. Fakat Deng Xiaoping’in bu durumu kırmaya yönelik olarak ülkenin kapılarını yeni reform sürecini başlatarak dünyaya açmasıyla birlikte Çin için barışçıl yükseliş algısı zemin kazanmaya başlamıştır. Çin’in, özellikle batı ülkeleri ile ekonomik ilişkilerini geliştirme yoluna gitmesi küresel anlamda nüfuzunun artmasına, dolayısıyla “bilinmeyen Çin” algısının değişmeye başlamasına yol açmıştır. Kuşak Yol İnisiyatifi’nin 2013 yılında Xi Jinping tarafından ilan edilmesiyle ise bu kavramlar global düzeyde güçlü bir karşılık bulmuştur. Bunu takip eden süreçte Çin, ilişki içinde bulunduğu ülkelere refah vaadi ile yaklaşmıştır ve yaklaşmaktadır. Özellikle siyasi nüfuz meselesi göz önüne alındığında Çin yönetimi “yeni modern sömürgeci” imajının oluşmasına karşı dikkatli hareket etmektedir. Buna karşın Kuşak Yol İnisiyatifi’nin bir çeşit borç tuzağı olduğu yönünde uluslararası kamuoyunda düşüncelerin dile getirilmesi ise Çin için yüzleşilmesi gereken bir diğer önemli konudur.

Bu sebeple Hong Kong’a yapılacak olası bir müdahalenin geri dönüşü mümkün olmayan prestij kaybına ve daha da önemlisi siyasi zemin üzerine inşa edilen “sakin güç” imajının tamamiyle ortadan kalkmasına neden olabilir. Dünyaya refah düzeni vaat ederken iç politikasında mutlak istikrarı sağlayamamış bir Çin görüntüsü, ekonomik ve siyasi ilişkiler başta olmak üzere hemen hemen tüm alanlarda ilişkileri ciddi derecede etkileyecektir.

Bunun yanında, Çin ordusu tarafından müdahalenin gelmesi durumunda Hong Kong’un özel bölge statüsü geçerliliğini kaybedecektir. 1997 tarihli Hong Kong’un Çin’e devri anlaşmasına göre Pekin yönetimi yalnızca Hong Kong yönetiminin doğrudan talep ettiği durumlarda bölgeye asker gönderebilmektedir. Fakat herhangi bir talep bulunmaksızın müdahalede bulunulması durumunda uluslararası kamuoyu tarafından bu hareket “fiili işgal durumu” olarak görülecektir. ABD Başkanı Trump geçtiğimiz günlerde bu konuyla ilgili olarak Çin’e uluslararası anlaşmaların gözden geçirileceği tehdidinde bulundu.

Sokakları anarşiye ve çözümsüzlüğe teslim olmuş bir Hong Kong, uluslararası düzlemde tüm karşılığını yitirmesiyle ciddi hasar almış bir imaj ve son çeyrekte 6.2%‘lik büyüme rakamı ile 1992 yılından beri en kötü performansını gösteren Çin ekonomisinin daha fazla baskıya maruz kalması, Pekin yönetiminin mevcut durumda kesinlikle arzu etmeyeceği gelişmelerdir. Fakat belirtmemiz gerekir ki protestoların seyri doğrultusunda Çin yönetiminin nasıl bir reaksiyon göstereceği hala tam olarak kestirilememektedir.

 

Kaynaklar

[1] http://povertydata.worldbank.org/poverty/country/CHN

[2] https://timesofmalta.com/articles/view/beijing-may-have-already-lost-hong-kong-as-a-city.729080#.XVhbW-WuCX0.twitter

[3] https://www.demosisto.hk/about?lang=en

[4] https://www.businessinsider.com/carrie-lam-warns-hong-kong-abyss-protesters-airport-2019-8

[5] https://www.france24.com/en/20190819-usa-china-hong-kong-donald-trump-trade-deal-democracy-protests-tiananmen-square

[6] https://www.scmp.com/print/economy/china-economy/article/3024407/hong-kong-protests-threaten-chinas-plan-turn-shenzhen-model

BAAM Kurumsal İletişim Koordinatörü & Araştırmacı

mstfa.aydogan94@gmail.com