TOP
h

Boğaziçi Asya Araştırmaları Merkezi

Dengesiz Büyüme, Çin İçin Doğru Strateji mi?

Çin ekonomisi, 1978-2018 arası dönemde dünya ortalamasının üzerinde (40 yıllık dönemde ortalama yüzde 10’lara yakın) büyüyerek olağanüstü bir gelişme kaydetmiştir. Bu dönemde GSYH bazında dünyada ilk sıraya yerleşmiştir. Bu durum kişi başına düşen ortalama gelir seviyelerinde de ciddi bir artışa neden olmuştur. Ekonomik kalkınmada özellikle kıyı şeridinde yer alan önemli limanlara sahip eyaletler ve büyük sanayi şehirleri bu dönemde büyümenin lokomotifi olmuşlardır.

 

Gelişen Çin Ekonomisi ve Dünya

Çin’in büyüme hızı dünyayı sarsan ekonomik kriz yıllarında tüm dünyaya paralel olarak düşüş gösterse de bu yılların hemen ardından tekrar yükselişe geçmiştir. 1980-2010 yılları arasında ortalama %10 büyüyen Çin, 2010 sonrası dönemde bu ortalamanın altında kalmıştır. Bu durumu sadece Çin’in kendi iç dengeleriyle açıklayabilmek mümkün değildir. Dünyada yaşanan ekonomik sıkılaştırma politikaları her gelişmekte olan ülke gibi Çin’i de etkisi altına almıştır. Buna rağmen Çin, bu dönemlerde hem Asya bölgesi hem de gelişmekte olan ülke ortalamalarından daha yüksek büyüme oranları yakalamayı başarabilmiştir

 

Çin Ekonomisinin Taşıyıcısı Büyük Sanayi Şehirleri

Çin, 1978 reformlarıyla birlikte merkezi ve planlı bir ekonomiden devlet destekli serbest piyasa ekonomisine geçişin ilk adımlarını atmıştır. Bu dönemde kırsal kesimde kolektif tarım alanları ortadan kalkarak şahsi mülkiyete dayalı zirai üretim ortaya çıkmış ve tarım işçilerine uygulanan kısıtlamalar azaltılmıştır. Bu durum her ne kadar tarımın ve kırsal kesimin bir nebze canlanmasını sağlasa da büyümenin asıl taşıyıcı gücü Shenzhen, Ningbo, Guangzhou gibi büyük sanayi ve liman şehirleri olmuştur. Yüksek kapasiteli hızlı ve ucuz üretim odaklı endüstrinin yerleşik olduğu bu bölgeler, Çin’i kısa zamanda dünyanın büyük ekonomileri arasına yükseltse de bu durumun çeşitli handikapları zaman içerisinde kendini göstermeye başlamıştır. Kalkınmanın/büyümenin bazı büyük sanayi şehirlerinin himayesinde gerçekleşmesi birçok soruna kaynak teşkil etmektedir. Bu sorunların en başında, bölgesel gelişmişlik seviyelerinde oluşan farklılıkları gösterebiliriz. İşçi göçleri, yerleşim sorunları, sosyal haklardan faydalanamama ve gelir eşitsizliği de oluşan daha başkaca sorunlar olarak gösterilebilir.

 

Gelir Eşitsizliği Gölgesinde Ekonomik Büyüme

1978 reformlarına kadar eşitlikçi ve merkezi bir ekonomik planlamayla yönetilen Çin, bu tarihten itibaren dünyaya açılarak serbest piyasa ekonomisini benimsemiştir. Merkezi eşitlikçi ekonomik yapının bir anda ortadan kalkmasının ve serbest piyasa ekonomisine dayalı ekonomik modelin, kuruluş itibariyle gelir eşitsizliği yaratması beklenebilir. Burada tartışılması gereken konu bu durumun uzun ve istikrarlı ekonomik büyüme yıllarından sonra devam etmesidir. Uzun yıllara dayanan güçlü ekonomik büyümelerin gerçekleştiği ülkelerde gelir eşitsizliğinin zamanla ortadan kalktığı bilinmektedir. Fakat bu durum Çin için geçerli olmamıştır. Bu durum kalkınmanın çeşitli sanayi sektörleriyle sınırlı kalması ve ülkenin tüm eyaletlerine yayılmamasından ileri gelmektedir.

 

Dengesiz Bölgesel Gelişmişlik Seviyeleri

Çin, dünya genelinde ekonomik büyüklük anlamında üst seviyelere gelmesini büyük doğu eyaletlerinde konuşlu sanayi ve liman şehirlerine borçludur. Bu durum zaman içerisinde şehirlerin kırsala oranla hızla büyümesini ve şehir sakinlerinin de kırsal kesime oranla daha müreffeh bir yaşam sürmesini sağlamıştır. Kırsalda yaşayıp büyük sanayi kentlerine yerleşmek isteyen kesimin en büyük gerekçesi şehirlerdeki işgücü ihtiyacı ve bu bölgelerin sunduğu sosyal imkanlardır. Büyük eyaletlerin ve büyük sanayi şehirlerinin insanlara sunduğu fırsatlar oldukça fazladır ve yaşam standartları da kırsal bölgelere göre oldukça iyi durumdadır. Dengesiz gelir dağılımı ve bölgesel eşitsizlikler Çin’in önümüzdeki dönemde çözmesi gereken başlıca sorunları arasında önemli bir yer tutmaktadır.

 

Çin Olağanüstü Büyümesini Sürdürebilecek Mi?

Çin, dünyayı kendisine hayran bırakan yüksek büyüme rakamlarını ve çok yönlü kalkınma hamlelerini sahip olduğu genç nüfusu ve ucuz iş gücü sayesinde gerçekleştirmiştir. Lakin bugün artık eskiye oranla yaşlanmaya yüz tutmuş ve düşük ücretlerle uzun çalışma saatlerine katlanmak istemeyen bir nüfusa sahiptir. Gelişmiş eyaletlerinde yükselen refah seviyesinin etkisiyle, çalışma koşulları ve ücretleriyle ilgili talepleri bulunan; yemek, barınma gibi fiziksel ihtiyaçlarının dışında modern zaman insanlarına mahsus beklentilere sahip bir nitelikli iş gücüyle karşı karşıyadır. Niteliksiz ve ara eleman sınıfındaki insan kaynağı ise artık hem ucuz değildir hem de sayıları geçmişe oranla oldukça düşüktür. Çin’in büyük liman şehirlerinde bu durum yaşanırken kırsal kesimdeki genç nüfusu da yaşadıkları geri kalmış batı eyaletlerinden gelişmiş doğu eyaletlerine doğru akın etmek istemektedir. Bu durumu değişen nüfus yapısı tetiklese de doğu/batı bölgeleri arasındaki dengesiz gelişmişlik düzeyi, nüfusun reflekslerini belirlemektedir. Gelişmiş bölgelerin mevcut üretim kapasitelerinin altına düşmesi, Çin’in büyüme ritminin de sekteye uğraması demektir. Sanayinin yoğun olmadığı bölgelerin bu ritme katkı sağlaması yatırımların bu bölgelere çekilmesine bağlıdır. Kırsal kesimdeki iş gücünü gelişmiş bölgelere çekmek ise Çin’in uzun yıllardan bu yana devam eden nüfus ve yerleşim politikalarından ileri gelen sosyal problemler doğurması muhtemeldir. Çin’in yakın gelecekte kendisini bekleyen bu tehlikelere rağmen büyüme istikrarını nasıl koruyacağı önemli bir tartışma konusudur.

 

*PDF İNDİR

BAAM'ın İstanbul’da da bir şubesi bulunmaktadır. Asya eko-politiği alanında çalışmalar yapan grubun haftalık toplantılarında yürüttüğü tartışmaların ve araştırmaların bulguları BAAM İstanbul Grubu Tartışma Yazıları Serisi başlığıyla yayımlanmaktadır.

ercetinpinar@yandex.com