TOP
h

Boğaziçi Asya Araştırmaları Merkezi

Modi

Hint Milliyetçiliğinin Müjdecisi: Narendra Modi

Hindistan Asya’da artan ekonomik ve politik etkinliği ile dikkat çekiyor. Önde gelen Hindistan uzmanlarından Christophe Jaffrelot, Başbakan Narendre Modi’nin etnik, dinsel veya dilsel azınlık mensuplarının ikinci sınıf vatandaş olmaya mahkûm oldukları dev ülkede “etnik demokrasi” kurma çabalarını Montaigne Enstitüsü için kaleme aldı. Fransızca metinden Rukiye Ünal çevirdi. Kübranur Korkmaz düzenledi.

 

2014’ten bu yana Hindistan’ın Başbakanlık görevini yürüten Narendra Modi, 1920’lerde billurlaşan Hindu milliyetçi ideolojisi Hindutva’nın ilk müjdecisidir. Bu ideoloji 1925’den itibaren askeri tarzda bir hareket olan Rashtriya Swayamsevak Sangh (Ulusal Gönüllüler Derneği – RSS) ile temsil bulmuştur. RSS adlı oluşum, Gandi’nin savunduğu etnik ve dinî tanım ile değil ancak Gandi’nin Hindistan toprakları hakkındaki düşüncesiyle mücadele etmiştir (nitekim Gandi’nin suikastçısı da RSS’den çıkmıştı).

Narendra Modi’nin çekirdekten yetişme bir RSS’li olduğu söylenebilir, zira bu oluşuma erken yaşlarda yerlisi olduğu Gucerat eyaletinde dâhil olmuştu. Zamanla örgüte bağlı Bharatiya Janata Party’de (Hint Halk Partisi – BJP) yer aldı ve bu parti bünyesinde yürütmüş olduğu görev onu 2001’de Gujarat eyaletinin yöneticiliğine kadar götürdü. Bir yıl sonra Gujarat’ta Hindu milliyetçi hareket inisiyatifinde, 1947 Hindistan bölünmesinin ardından bu yana en ölümcül Müslüman karşıtı şiddet hadiseleri gerçekleşti. Bu olaylar esnasında Modi popülizmi sayesinde emsallerinden çok çabuk ayrıldı; RSS harekete bağlılık ve keskin bir toplu eylem anlayışı beslerken, Modi gerçek bir kişilik kültü sergileyerek Gucerat halkını harekete geçirdi. 2007 yılı seçim kampanyası esnasında tüm partizanlarından kauçuk “Modi maskesi” takılması istenmişti. Binlerce maskeli Modi yaya, bisikletle ya da motosikletle caddelerde boy gösterdi.

“Tapınaklara gerçekleştirdiği ziyaretlerle kendini yalnızca bir adanmış olarak değil, aynı zamanda aristokrat bir soyun varisi olan Raul Gandi’ye karşı “halkın oğlu” olarak da tanıttı.”

 

“Halkın Oğlu” Başbakan Modi

ABD merkezli halkla ilişkiler şirketlerinin (Apco Worldwide gibi) desteğiyle iletişim teknikleri mükemmelleştirildi ve Modi,  BJP’den aday olarak girdiği 2014 seçim kampanyasında ulusal-popülist bir söylem geliştirerek Başbakanlık makamına geldi.

Tapınaklara gerçekleştirdiği ziyaretlerle kendini yalnızca bir adanmış olarak değil, aynı zamanda aristokrat bir soyun varisi olan Raul Gandi’ye karşı “halkın oğlu” olarak da tanıttı. Modi aynı zamanda plep kökeninden istifade etti; BJP’nin diğer liderlerinden farklı olarak aşağı bir kasta mensuptu ve kariyerine chaiwala yani “çay tüccarı” olarak başlamıştı. Bu süreçte 10 yıldır yolsuzluk skandalları ile gündemde olan Hindistan Ulusal Kongresi adlı siyasi parti karşısına yeni bir alternatif olarak çıktı. Hâlbuki Modi en pahalı seçim kampanyasını finanse eden alışverişlerin içerisindeydi (özellikle Hindistan genelinde milyonlarca seçmenin Modi’yi 3D teknolojisi ile görmeyi sağlayan hologram kullanımlarının, iki milyar dolara mâl olduğu tahmin ediliyor).

Modi seçimleri yalnızca karizması, doğrucu duruşu, dışarıdan katılan bir yabancının kalitesi (?) ve dindarlığı sayesinde değil, devletinin sahip olduğu ekonomik başarıları yükseltme sözü vermesi ile de kazandı. Üstelik bu taahhüttünün “neo-orta sınıf” olarak adlandırdığı, yani endüstri veya hizmet alanında çalışan ve modern çağa girmeyi isteyen yeni kentleşmiş köylülerden oluşan çevreyi kendine çekmekte katkısı büyük oldu.

“Bu yöntemle, Modi’nin halk adına söyledikleri doğrudan sorgulanamıyordu”

 

Popülist Söylemler Ekonomik Vaatlerin Önüne mi Geçiyor?

İktidara geldiğinde, Modi popülist söylemlerden istifade etmeye devam etti. Öncelikle “ailesi” ile, yani yaklaşık 1,2 milyar “kardeşi” ve “dostu” ile doğrudan çizgiyi korumaya çalıştı.  Ardından “Mann ki baat” (Kalpten gelen söz) adlı aylık bir radyo söyleşisi başlattı. Çelişkili tartışmalar ve basın toplantılarını reddetti. Böylece Modi’nin halk adına konuşmaları doğrudan sorgulanamıyordu. Dahası meclis oturumlarına katılmayı da reddetti. Mükemmel bir hatip olan Modi, sandık başına giden tüm Hint Birliği devletlerinde BJP için kampanya yapmaya devam etti. Bu nedenle, parti eski alışkanlığına son verdi; seçim kampanyaları yürütmek adına artık bölgesel liderler belirlenmedi. Merkezileşmenin etkisi, yalnızca birkaç bakanın halka hitap etmesine izin verildiği Yeni Delhi hükümeti bünyesinde daha fazla görülüyordu. Aslına bakılırsa sadece bu birkaç bakan bunu yapabilecek kapasiteye sahipti.

Buraya kadar çok fazla vaatte bulunan ancak ekonomik ve sosyal yapılarda gerçek manada harekete geçmeyen bir popülist görünüyor.  Modi sisteme karşı koyması için iktidara getirilmiş olmasına rağmen, fırsat buldukça hiyerarşiler ve var olan güç ilişkilerinden çok rahat bir şekilde istifade etti. Herhangi büyük bir reform başlatmadı. 2014’te kendisini destekleyen birçok ekonomistin öngörü ve umutlarının aksine Hindistan ekonomisini liberalleştirmedi. Tek önemli başarısı, Hindistan’daki mal ve hizmetlerin yıllardır süren mali tutarsızlığını sona erdiren tekdüze bir verginin getirmesi oldu.

2014 seçim kampanyasının ana teması olan Hindistan Ulusal Kongresi partisinin yolsuzluğu ile mücadele de meyvesini vermedi. 2010 yıllarında manşetlerden düşmeyen ve büyük skandallara bulaşmış politikacılar serbest bırakılmıştı. Ayrıca yurtdışı hesaplarında yatan milyarlarca rupi, Modi’nin vaatlerine rağmen hâlâ ülke hazinesine kazandırılmadı. Modi’nin 2016’da kararını aldığı 500 ve 1000 rupilik banknotların tedavülden kaldırılması nihayet ekonominin dengesini değiştirdi ancak özellikle gayrimenkul alanında var olan kara parayı yok etmedi. Buna rağmen Modi, banknotların tedavülden kaldırılmasını, Nehru döneminde Hindistan Ulusal Kongresi partisi tarafından uygulamaya koyulan “sistemin” temizlenmesi olarak sunmayı başardı.

“Hindistan’da 2014’ten bu yana gerçekten değişen şey, Hindu milliyetçiliği adına ikinci plana sürülen azınlıkların yeri oldu.”

 

Zenofobik Söylemlerde ve Faaliyetlerde Artış

Modi’nin konuşmalarında yer alan Hindistan’ın büyüklüğü ve birliği konusundaki saflık/temizlik arzusu esasında Hindistan Ulusal Kongresi partisinden kurtulma isteğine işaret ediyor, Modi  “Kongre ‘siz bir Hindistan” (“Congress-free India”) kurma hedefi güdüyor.

Hindistan’da 2014’ten bu yana gerçekten değişen şey, Hindu milliyetçiliği adına ikinci plana sürülen azınlıkların yeri oldu. Bağımsız Hindistan tarihinde ilk kez iktidarda bulunan bir partinin alt mecliste seçilmiş bir Müslüman temsilcisi yoktu. Böylesi bir Hindu milliyetçiliği “çoğunluğu” destekleyen birkaç yasanın çıkmasına neden oldu. BJP Maharashtra ve Haryana’yı kazanmıştı. Bu iki eyaletten birinde ise 2015’te sığır eti temini ve satışını yasakladı. Hinduizm’de ineğin kutsal statüsüne atıfta bulunan “sığır eti yasağı”, özellikle kasaplık yapan çok sayıda Müslümanı etkiledi. Öte yandan, Maharashtra eyaleti hâlihazırda Gujarat ve Madhya Pradesh gibi BJP’nin elinde bulunan diğer eyaletlerin örneğini takip ederek, din değiştirmeyi zorlaştıran bir yasa geçirdi. Söz konusu yasa bu eyaletlerin her birinde Hıristiyan misyonerlerin çalışmalarına karşı durmayı amaçlıyordu.

Hindu ulusal popülizmin ölçüsü liderlerin konuşmalarının yarattığı atmosferden de anlaşılıyor. Liderlerin düşüncelerini yansıtan yabancı düşmanı söylemler arasında en çok dikkat çeken Kültür Bakanı Mahesh Sharma’nınki oldu. Sharma, Delhi’de Aurangzeb (Hinduların nefret ettiği Moğol imparatoru) adlı bir sokağın isminin değiştirilmesine karar verildiği esnada, Cumhuriyetin eski Cumhurbaşkanı Abdul Kalam’ın isminin verilmesinin uygun olacağını dile getirdi ve “Müslüman olmasına rağmen Abdul Kalam milliyetçi ve hümanistti” ifadelerini kullandı.

“2014’ten bu yana Hindistan’da Hindu milliyetçiliğine ait unsurlar barından bir kampanya gerçekleşmeksizin geçen bir ay yoktur.”

 

RSS’nin Azınlık Karşıtı Kampanyaları

Tüm bunların ötesinde, Hindu milliyetçi hareket doğrudan azınlıkları hedef alan seferberlik kampanyalarına başvurdu. 2014’ten bu yana Hindistan’da Hindu milliyetçiliğine ait unsurlar barından bir kampanya gerçekleşmeksizin geçen bir ay yoktur.  2014 seçimlerinin ardından, RSS hareketi, Hıristiyanların ve Müslümanların propagandalarına cevaben, Müslümanları ve Hıristiyanları (yeniden) din değiştirmeye çağıran “ghar vapsi” ya da “eve dönüş” adlı bir kampanya başlattı.

Ardından ineklerin korunması adına bir diğer kampanya başlatıldı. Bunun öncüsü olan Gau Raksa Dal adlı oluşum ise bu sayede RSS liderinin ve Hindistan eyaletlerinin BJP yöneticilerinin lütfundan istifade etti. Gau Raksha Dal’lar gece gündüz devriye gezerek çiftlik hayvanları taşıma ihtimali olan kamyonları durdurdu. Bir Müslüman sığırları taşırken yakalandığında dövüldü, hatta linç edildi. Gazeteciler ve ihbarcılar tarafından yapılan bir araştırmaya göre ölümle sonuçlanan 50’den fazla linç olayı tespit edildi. Bugüne kadar konuyla ilgili çok az sayıda şüpheli tutuklandı veya suçlandı. Bu da polisin ve adaletin meşru olmayan Müslüman karşıtı önyargılarını yansıtıyor.

Bu olaylar son bulduğunda durumun sanıldığı gibi kontrol edilemez olmadığını ima eden bir atmosfer oluştu. Önceki çoğunluk tarafından seçilmiş olan başkan yardımcı ve son Müslüman olan Hamid Ansari görevinin son erdiği esnada “Dalitler (Dokunulmazlar), Müslümanlar ve Hıristiyanlar başta olmak üzere vatandaşlar arasındaki güvensizlik hissinden” endişe duyduğunu ifade etti. Narendra Modi buna sert ifadelerle karşılık vermişti. Modi cevabında “Ansari’nin görevi sona erdiğine göre bu endişeden kurtulduğunu ve artık inançlarına göre çalışmak, düşünmek ve konuşmak için fırsatının” olduğunu söyledi.

 

Modi’nin Ulusal Popülizmi: Etnik Demokrasi

Narendra Modi’nin ulusal popülizmi, Hindistan’ı bazı politikacıların “etnik demokrasi” olarak tanımladıkları yola koydu. Yani, oylarla seçilen yöneticilerin olduğu, yargının belirli bir bağımsızlık derecesine ve basının belirli bir özgürlüğe sahip olduğu, ancak bunların yanı sıra etnik azınlıklar (dinî veya dilsel) söz konusu olduğunda hukuken olmasa da gerçekte ikinci sınıf vatandaş olarak kabul edildikleri bir rejim.