Stockholm
14 Aug, Wednesday
15° C
TOP
h

Boğaziçi Asya Araştırmaları Merkezi

Güney Kore

Japonya-Güney Kore Gerilimi: Tehditler ve Fırsatlar

ABD merkezli Dış İlişkiler Komisyonu (Council on Foreign Relations) tarafından Mark E. Manyin imzasıyla 11 Aralık 2015’te yayımlanan “Managing Japan-South Korea Tensions” (Japonya-Güney Kore Gerilimini Yönetmek) başlıklı rapor, iki ülkenin birbirlerine yönelik yıllardır süregelen hasmane tutum ve davranışlarının, ABD’nin Kuzey Doğu Asya diplomasisini, bölgedeki etkinlik alanını ve hamle gücünü nasıl etkilediğini detaylı bir şekilde incelemektedir. Bu brifingde, adı geçen raporda önemli görülen değerlendirmeler tematik başlıklar üzerinden özet halinde sunulmuştur.

1965’den bu yana Japonya-G.Kore İlişkileri

1965 yılında imzalanan antlaşma ile ikili ilişkiler kısa süreliğine olağan seyretmişse de iki ülke arasındaki sınır sorunu (Dokdo-Takeshima Sorunu), Japonya’nın G.Kore’yi tanıma sürecindeki isteksiz tavrı ve 2.dünya savaşında işlenen savaş suçları(özellikle Koreli kadınların “seks köleleri” olarak kullanılması) iki ülke arasında süregelen sorunların temelini oluşturmaktadır. İki ülkenin kamuoyuna sorulduğunda ise hasmane tutum iyice gün yüzüne çıkmakta, iki ülke liderinin siyasi anlamda elini bağlamaktadır. Bütün bu olumsuzluklara rağmen 1965’ten bu yana ikili ilişkiler ciddi anlamda yol kat etmiştir. Özellikle de ABD’nin müttefik devlet oluşu, küresel ve bölgesel anlamda ortaklığı pekiştirmiş, birçok alanda iş birliği yapılmasını mümkün kılmıştır. 2002 yılında düzenlenen Dünya Kupası’nın ev sahipliğini üstlenen iki ülke turizm alanında da birbirleri için vazgeçilmez bir konumdadır. Lakin Japon lider S.Abe ve Koreli lider Park’ın kendi ülkelerinde hükümete gelmeleri ile ipler yeniden kopma noktasına gelmiştir.

1. Fırsat Maliyeti

ABD, iki müttefiki arasındaki anlaşmazlıklarını çıkmasını önlemek, iki ülke arasında arabuluculuk yapmak ve ilişkileri geliştirmek amacıyla hem para hem de zaman harcamaktadır. Zaman zaman çıkan anlaşmazlıklar ABD’nin bölgedeki etkisini azaltmaktadır.

2. Deniz Savaşları Tehlikesi

İki ülkenin sınır anlaşmazlıklarının bir savaşa dönmesi ABD’nin bölgedeki politikalarını aksatacağı gibi üçlü ilişkilerin de sonunu hazırlayacaktır.

3. Kuzey Kore’ye yönelik ortak bir politikanın izlenememesi

Japonya-G.Kore ilişkerinin olumlu seyri ile Kuzey Kore’den gelebilecek tehditlerin daha evvelden tespiti ve önlenmesi mümkün olabilecektir. Güney Kore’nin Japonya ile istihbarat paylaşmayı reddetmesi bölge istikrarı için önemli bir sorun taşıyordu. ABD’nin çabaları ile 2014 yılında ulaşılan istihbarat paylaşımı her ne kadar bir başarı olarak görülse de, iki ülke arasındaki ilişkilerin normal seyri ile elde edilebilecek stratejik üstünlük ABD’nin bölge siyasetinde çok daha önemli olacaktır.

4. Çin’e yönelik ortak bir politikanın izlenememesi

Güçlü üçlü ilişkiler sayesinde izlenebilecek ortak bir politika ile Çin kendi alanına siyasi, askeri ve ekonomik anlamda sıkıştırılacağı gibi, bölgesel istikrarın da önünü açacaktır. Lakin Japonya-G.Kore ilişkerinin kötü seyri, ABD’nin bölgedeki yaptırım gücünü azaltmakta, Çin’in G.Kore, K.Kore ve Japonya üzerindeki hâkimiyet ve baskısını artırmaktadır.

5. Kuzey Doğu Asya’da yeni bir düzenin kurulması için bir fırsat

Bölgedeki yükselişi ile dikkatleri üstüne çeken Çin, mevcut düzende kartların yeniden karılacağını hatırlatmaktadır. Lakin ABD’nin bölgedeki gücünü kaybettiğine yönelik söylemler, G.Kore’yi K.Kore’ye yaklaştırmakta, bu durum ise Japonya’nın endişelerini artırmaktadır. Japonya-G.Kore ilişkilerinin iyileşmesi, bölgede Kore Adası’nın G.Kore’nin çıkarlarına uygun bir biçimde birleşmesi, bu birleşmeyi diplomatik ve ekonomik anlamda Japonya’nın destekleyeceği anlamına gelmektedir. Kurulacak bu yeni düzen ile Kore-Japonya ilişkilerinin olumlu seyri Japonya ve ABD için bölgede istikrarı yeniden sağlayacaktır.

ABD’nin bu süreçte üstlenebileceği roller

ABD bu sürece doğrudan katılımını azaltarak iki ülkenin sorunlarını kendi aralarında çözmelerini isteyebilir. Böyle bir durum, her iki ülkeyi Çin karşısında yalnız bırakacağı gibi, süregelen husumet ve güvensizliği daha da derinleştirebilir.

Buna alternatif olarak ABD’nin bölgede aktif rol alması da seçenekler arasında gözüküyor. ABD, özellikle savaş suçları hususunda Japonya’nın nasıl bir rol izlemesi gerektiğine yönelik bir “rol-model” olabilir, tarafların birbirlerine yönelik tutum ve siyasetlerini yorumlayarak “hakemlik” rolünü üstlenebilir, iki ülke arasında “arabulucu” konumunda durarak bölgede tansiyonun artmasını engelleyebilir veya “lider ülke” olarak öne çıkıp üçlü ilişkilerin güçlenmesi adına bölgedeki itici güç olabilir.

Sonuç

Geçtiğimiz 50 yılda ABD hem arabuluculuk hem de hakemlik rolünü üstlenmişse de ikili ilişkilerde kalıcı bir gelişme sağlanamamıştır. Mevcut siyasi durum ABD’nin bölgede daha sert ve kararlı bir tutum izlemesini mecbur kılmaktadır. Bunun yanı sıra Japonya-G.Kore-ABD arasındaki üçlü diyalogun gelişmesi için her üç ülkenin de siyasi önceliklerini değiştirmeleri gerekmektedir.

 

*PDF İNDİR

BAAM Araştırmacısı

burak.emeksiz@alumni.boun.edu.tr