TOP
h

Boğaziçi Asya Araştırmaları Merkezi

Trump-Kim

Kore Kördüğümü: “Anlaşmak İmkansız Çatışmak İhtimal Dışı”

Haziran ortasında yapılması beklenen Trump-Kim Zirvesi, ABD’den gelen açıklamaların ardından iptal olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Halbuki ABD Başkan yardımcılarından Pompeo’nun Kuzey Kore’den 3 ABD vatandaşının iadesiyle geri dönmesi zirve öncesi iki tarafın da sakin bir tonda iş birliğine yönelik adımlar atacağı ihtimalini güçlendirmişti.

Trump “bu şartlar altında zirve iptal” şeklinde özetlenebilecek bir çıkış ile 12 Haziran’da gerçekleşmesi beklenen görüşmenin şu an için gerçekleşmeyeceğini belirtti. Trump mektubunda Kuzey Kore’yi yapıcı olmamakla suçlayıp zirvenin geleceği hakkında açık kapı bırakarak diplomatik açıdan köprülerin tamamen atılmadığını belirtti. İran ile yapılan “Nükleer Anlaşma”dan çekilen ABD’nin Kuzey Kore’ye yönelik geliştirdiği tutumu, bir “içe kapanma” politikası olarak yorumlansa da gelişmeler bu tarz yorumların çok ötesinde ilerliyor.

 

“Savaş ihtimali düşük”

Dr. Ümit Alperen’e göre her ne kadar kriz savaş eşiğine kadar gelse de bir savaşın çıkma ihtimali oldukça düşüktü: “Kuzey Kore de Çin de ve ABD de bölgedeki bir savaşın maliyetinin katlanılmaz olduğunun farkındalar. Doğu Asya’da Soğuk Savaş sonrasında ve özellikle 2000 sonrası kurumsallaşmış bir “rekabetsel işbirliğinden” bahsedebiliriz. Taraflar ne kadar kriz yaşasa da -ABD-Kuzey Kore hariç- ekonomik temelli de olsa işbirliği yapabiliyorlar. Fakat Trump yönetimi bölgedeki alışılmış ABD kriz yönetimini yerle bir ederek Kuzey Kore krizini savaşın eşiğine taşıdığı gibi bu sefer de, resmi olarak savaşta olduğu ve diplomatik olarak tanımadığı “rogue state” devlet başkanı ile çok taraflı da değil ikili zirve yapması bekleniyor.”

 

Nükleer satranç

Singapur Zirvesi’nin iptalinden ziyade belirsiz bir tarihe ertelenmesinin arkasındaki temel noktaları Seul’deki ABD askerleri ve Kuzey Kore’nin başta Orta Doğu olmak üzere ABD’nin tehdit gördüğü İran ve Suriye gibi ülkelere yönelik balistik füze ve nükleer deneyim ihracatı oluşturuyor.

Tarihçi Can Perinçek’e göre Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin nükleer silahlanması, İran’da olduğu gibi, büyük ölçüde ABD ve ABD’nin İsrail ve Güney Kore gibi bu iki bölgedeki stratejik müttefiklerinin oluşturduğu tehditle ilintili: “ Suriye’ye nükleer deneyim ihracatı da bu bağlamda ele alınma. Bu ülkeler, askeri çapları ve stratejik bağlamları itibariyle, emperyalist bir politika güdecek, yayılmacılığa-saldırgan bir dış politikaya eğilimli veya süper güç olma iddiası olan ülkeler değil.. En büyük nükleer cephaneliğe sahip olan ülkelerden biri olan ABD’nin aksine bu ülkeler, zayıf ve ezilen ülkelere veya dişli ülkelere karşı caydırıcı bir nükleer güç tutacak kapasite ve niyette değil.” Perinçek,  İran ve Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin savunma amaçlı nükleer faaliyetlerde bulunduğunu belirtirken, ABD’nin, bölgedeki çıkarlarıyla doğrudan çelişen bu faaliyetlere karşı sert bir tutum sergilediğini ve sonuçta yalnız kalarak kaybettiğini düşünüyor.

 

ABD’nin Aşil Tendonu: Nükleer ve balistik teknoloji

Kuzey Kore yönetiminin “nükleersizleştirilmesi”, Kuzey Kore’nin Suriye ve İran gibi ülkelere nükleer tecrübelerini ve uzun menzilli füze teknolojisini paylaşmaması ve Seul’deki ABD  üslerinin geleceği başta olmak üzere üç konunun ele alınması beklenen 12 Haziran Singapur zirvesinde “bağların koparılmayacağı” ön görülüyor.

Dr. Alperen, Trump-Kim zirvesinin ikili yada üçlü -Güney Kore- görüşmelerden çıkarak tekrar daha sağlıklı bir zemin olan “Altılı Taraf Görüşmelerine” evrilmesinin muhtemel olduğunu aktarıyor. Ayrıca süreç sonunda Kuzey Kore’nin üzerindeki uluslararası yaptırımları hafifletilmesi ve uluslararası yardımların da önünün açılması da gündeme gelebilir.

Birleşik Devletler  1980’lere dayanan İran-Kuzey Kore arasındaki “Balistik Füze ve Nükleer Deneyim” iş birliğinden oldukça rahatsız. Kuzey Kore’nin İran’ın  füze teknolojisi geliştirmesindeki temel itici güç olduğuna dair güçlü istihbarat verileri, ABD’nin başta İsrail’in ve Orta Doğu’daki üslerinin güvenliği açısından İran-K.Kore işbirliğini sonlandırmayı istiyor.

 

Trump Kore’den asker çekmek istemiyor

Singapur’da önemli bir başlık olarak ele alınması beklene bir diğer konu da Güney Kore’de konuşlanmış 28.000 ABD askerinin ve üslerin geleceği.  ABD yönetimi net bir biçimde üsleri kapatmak istemediğini ifade etti. Savunma Bakanı Jim Mattis, “ABD askerlerinin bölgedeki varlığı istikrar açısından zaruridir. ABD askerlerinin bölgedeki varlığı bir pazarlık konusu değildir.” diyerek net bir şekilde Güney Kore’de “ABD varlığının devam edeceği yönünde sinyal verdi.

Trump dönemiyle birlikte NATO üyelerinin harcamaları ve denizaşırı üslerin maliyeti konusu sorgulanmaya başladı. Güney Kore’deki üslerin askeri ve sivil kapasitesini azaltmak bir tarafa Humphreys askeri üssünün 11 milyar $’ı bulan devasa genişletme projesiyle birlikte askeri kapasitesi 42.000’e çıkarılmak isteniyor. Güney Kore bu yüksek maliyetli inşaat projesinin önemli bir kısmını karşılayacağını açıkladıktan sonra ülkede ciddi ekonomik ve politik tartışmaları beraberinde getirdi.

Halihazırda Güney Kore ve ABD arasında imzalanmış olan anlaşmalara göre ABD birlik ve üslerinin giderlerinin önemli kısmı Güney Kore tarafından karşılanıyor. Özellikle Seul ve Tokyo’nun güvenliği açısından bu birliklerin hayati önem taşıdığını ifade eden Washington’da sürecin ekonomik yük azaltma açısından nasıl işletileceği hala merak konusu.

 

Güney Çin Denizi adaları

Fiery Cross, Cuarteron, Subi, Mischief, Johnson, Hughes ve Gaven resifleri birer askeri üsse dönüştürüldü. Çin dünya ticaret hacminin %29’unun gerçekleştirildiği havzada etkin bir askeri caydırıcılık oluşturmak için bölgeyi insan eliyle adalaştırıp mevzileniyor. ABD’nin Kore ve Japonya kaynaklı hava ve deniz gücünü dengeleme isteği bir kördüğüm oluşturdu. 50 yılı aşan süredir bölgedeki ABD varlığını dengelemek isteyen Pekin yönetimi Güney Çin Denizi’nde istihkam inşa ederek ABD’nin Güney Kore’de Humphreys askeri üssünde olduğu gibi genişleme politikaları izlenmesine yol açtı.

 

Çin-Kuzey Kore, Seul’ün ABD’sizleştirilmesini istiyor

Çin, Kuzey Kore’nin ABD için tehdit listesinden çıkmasını uzun vadeli bir güvenlik politikasının parçası olarak görüyor. ABD’nin Güney Kore ve Japonya’nın “nükleer Kuzey Kore” tehdidi üzerinden bu ülkelerde bulundurduğu etkin donanma ve üs gücünün aşamalı olarak azaltarak orta vadede Çin’in ABD donanması tarafından çevrelenmesini önlemek isteyen Pekin yönetimi Kore’de tansiyonun düşmesini istiyor.

Bu durum Sarı Deniz ve Güney Kore’deki ABD varlığının zayıflatılmasını isteyen Çin’i Kore konusunda daha hassas kılıyor. Pekin yönetimi bu noktadan hareketle Kuzey Kore-ABD zirvesinden beklediği en önemli diplomatik başarı olarak ABD üslerinin kapatılmasını istiyor.

 

Dünyayı ne bekliyor?

Görünen o ki, ABD ve Kuzey Kore de gelinen noktadan geri dönmek niyetinde değil. Kore yarımadasından gelişmelere bakacak olursak iki Kore de gelişmelerin yol açtığı yumuşamadan son derece memnun. Kore’nin istikrar ve yumuşama dönemine girdiğinin altını çizen uzmanlar diyalog sürecinin, en azından bu kazanımların devamlılığı açısından kesintiye uğramayacağını düşünüyor. Diplomatik bir sinir harbini de andıran bu yumuşama sürecinin nihai bir barış ve sükunet dönemine evrileceğini beklemekse oldukça hayalperest bir tutum olur. Çin, başta Güney Kore’de ABD varlığına karşı çıkarken, ABD de Güney Çin Denizi’ndeki yapay adalarla gelişen Çin üstünlüğüne karşı bölgedeki askeri alt yapısını güçlendiriyor. Barışın imkansız, çatışmanın olasılıksız olduğu bu evrede iki süper güç en azından Kore düzleminde iyi bir diyalog sürecine girecek ama bölgede artan askeri yatırımlarla da sürecin ateşini de düşürmeyecek gibi gözüküyor.

 

*PDF İNDİR

BAAM & Bosphorus Migration Studies Araştırmacısı

dogukan.dogu@yandex.com