TOP
h

Boğaziçi Asya Araştırmaları Merkezi

Pulwama

Pulwama Saldırısının Ardından: Güney Asya’daki Gerilim Türkiye’yi Neden İlgilendiriyor?

Pakistan Hindistan ve Çin arasında sınır anlaşmazlığına sebep olan Keşmir Bölgesi, 70 yılı aşkın bir süredir şiddet olaylarıyla dünya kamuoyunun dikkatini çekmektedir. Özellikle Pakistan ve Hindistan arasında sürekli hale gelen ve zaman zaman sıcak çatışmaya dönüşen gerilimin odak noktasında Keşmir Bölgesi’nin paylaşımı bulunmaktadır. Bölgede, zikredilen iki ülkeye katılım talep edenlerin yanı sıra bağımsızlık yanlısı örgütler de bulunmaktadır. Bu örgütlerden bazıları silahlı mücadele yolunu benimsemekte ve güvenlik güçlerine ağır kayıplar verdiren saldırılar düzenlemektedir.

14 Şubat 2019 tarihinde Ceyş-i Muhammed adlı terör örgütü tarafından Hindistan kontrolündeki Pulwama kasabasında gerçekleşen terör saldırısı, dikkatleri yeniden Keşmir üzerine çekmiştir. Süregelen istikrarsızlığın terör için uygun bir zemin yarattığı düşünüldüğünde, Keşmir’in hem komşu ülkeler hem de Türkiye açısından ekonomik ve siyasi etkiler üzerinden dikkatle takip edilmesi büyük önem arz etmektedir.

Bu politika önerisinde, Keşmir Sorunu’nun tarihsel arka planı ele alınmakta, Pulwama Saldırısı ve arkasındaki terör örgütüne dair bilgiler verilmektedir. Saldırının ardından Hindistan’ın önümüzdeki günlerde takip edebileceği politikalar inceledikten sonra Türkiye’nin meseledeki konumu değerlendirilmekte, son olarak Türkiye’deki siyasi karar alıcılara, akademisyenlere ve uzmanlara yönelik bir dizi politika önerisi sunulmaktadır.

 

1. Keşmir Meselesinin Tarihsel Arka Planı

Keşmir’de Hint güvenlik güçlerine yönelik en son 2016 yılında bir saldırı düzenlenmiş, 19 kişi hayatını kaybetmiştir. Hindistan ordusu, olayın ardından Pakistan kontrolündeki Keşmir bölge sınırında “nokta operasyonlar” düzenlemiştir. İki ülke arasında sürekli gerilime ve zaman zaman sıcak çatışmalara yol açan Keşmir Sorunu, Pulwama Saldırısı sonrası yeniden dünya kamuoyunun dikkatini çekmiştir. Kökleri Hindistan’ın İngiltere’den bağımsızlığını kazandığı 1947 yılına kadar uzanan sorun, bölgede barışın önündeki en büyük engellerden biri olarak göze çarpmaktadır.

Hint Yarımadasının kuzey kesiminde, 86,000 mil karelik bir alana yayılan Keşmir, kuzeyde Afganistan ve Çin’e, güney ve batısında Pakistan’a, doğu ve güneyinde ise Hindistan’a komşu durumdadır. 1941 sayımlarına göre bölgenin %77’si Müslüman, %20’si Hindu ve % 3’ü ise Budistler ve Sihler’den oluşmaktaydı. 2011 yılına göre ise nüfusun yaklaşık %68.3’ünü Müslümanlar, %28.4’ünü Hindular, %1,7’sini Sihler, %0,7’sini Budistler ve %0,5’ini Hristiyanlar oluşturmaktadır. 2018 yılında bölgenin tahmini nüfusu 14 milyonu aşmış durumdadır.

1947 yılında Hint kıtasının Britanya sömürgesi olmasından kurtulmasıyla beraber, Pakistan isimli yeni bir ülke kurulmuş, Hindistan ise bağımsızlığını ilan etmiştir. Hint kıtasında bağımsızlık sonrası sorunlu olan üç bölgeden biri Cammu Keşmir’dir. Diğer iki bölge Hindistan’a dahil olurken, %77’si Müslüman olan Keşmir bölgesi Hindistan’a katılmamıştır. Bu dönemde çıkan iç karışıklıklar olayların başlangıcını oluşturmaktadır.

26 Ekim 1947 yılında Pakistan-Hindistan arasında yaşanan savaş Keşmir sorununda yaşanan ilk sıcak çatışmadır. Bu savaşın sonucunda Keşmir’in 1/3’ü Pakistan’a, geri kalanı Hindistan’ın yönetimine girmiştir. 1948 yılında, BM’nin halk oylaması sonucu Keşmir halkının kaderinin çizilmesi ile ilgili çözüm önerisi Hindistan tarafından kabul görmemiştir.

1965 yılında Pakistan-Hindistan arasında ikinci bir savaş yaşanmıştır. 1972 yılında ise Simla Antlaşması ile iki ülke de Kontrol Hattı’nı resmi olarak tanımış; bu durum bir çok otorite tarafından “Pakistan’ın haklarından feragat etmesi” olarak görülmüştür. 1980-1990 yıllarında Hindistan yönetiminden memnun olmayan Keşmir halkı ayaklanma başlatmış, yaşanan olaylarda on binlerce insan hayatını kaybetmiştir.

Bölgesel ve uluslararası birçok aktörün rol oynadığı Keşmir sorunu 70 yılı aşkın süredir çözülememiştir. Pakistan ve Hindistan’ın bölge için kendi topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu iddia etmeleri ve uluslararası çözüm arayışlarının tıkanması, durumu kangren bir noktaya sürüklemektedir. Sık sık sıcak çatışmaların yaşandığı bölgede şimdiye kadar 50 bin insan hayatını kaybetmiş, 1,5 milyon kişi evsiz kalmıştır. Hindistan ve Pakistan’ı zaman zaman savaşın eşiğine getiren Keşmir meselesi bölgede istikrarsızlığın önemli nedenlerinden biridir. Bölgede yaşamını sürdüren 15 milyon insan refahtan ve huzurdan uzak bir şekilde hayatını sürdürmeye devam etmektedir.

 

2. Pulwama Saldırısı ve Ardından Yaşananlar

Keşmir’in Hindistan kontrolündeki Pulwama kasabasını 14 Şubat’ta vuran terör saldırısında Merkezi İhtiyat Polis Gücü’ne (Central Reserve Police Force – CRPF) bağlı 40 güvenlik görevlisi hayatını kaybetti. Ceyş-i Muhammed örgütünün üstlendiği intihar saldırısı Hint kuvvetlerinin 16 saat süren operasyonu ile sonlanırken, olay uzun yıllardır gergin durumdaki ikili ilişkileri kopma noktasına getirdi.

Bombalı araçla düzenlenen saldırıyı Ceyş-i Muhammed örgütü üstlendi. / The Economic Times

Hindistan ordusu adına düzenlenen basın toplantısında, ilk 100 saat içinde Keşmir’in örgütten tamamen temizlediği duyuruldu. Ordu sözcüsü, Pakistan’ın saldırıya %100 oranında müdahil olduğunu, bu konuda şüphe duymadıklarını belirtirken örgütü, “Pakistan ordusunun bir çocuğu” olarak tanımladı.

19 Şubat’ta kameraların karşısına geçen Pakistan Başbakanı İmran Khan, “Hindistan, Keşmir’deki insanların neden Hindistan’a bu kadar kızdıklarını göstermeli. 70 yılın ardından dünya, askeri çözümün Hindistan ve Pakistan için bir seçenek olmadığını kabul etti” ifadeleriyle muhataplarını itidale davet ederken, muhtemel bir saldırı vukuunda ise cevap vermekten çekinmeyeceklerini duyurdu. İmran Khan ayrıca, Hintli yetkililerin herhangi bir kanıt olmaksızın suçlamada bulunduklarını ifade etti. Pakistanlı lider, yaklaşan seçimler öncesi Pakistan’ı hedef almanın Hindistan için popüler bir hareket olduğunu aktardı.

Saldırının ardından kameraların karşısına geçen Pakistan Başbakanı İmran Khan suçlamaları reddetti. / AFP

Aynı gün, Hint Gençlik ve Spor Bakanı Rajyavardhan Ratore, güvenlik kurumlarının, Pakistan’ın dahli konusunda “güçlü delillere” ulaştığını açıkladı. Ratore, terörün bertaraf edilmesi dışında herhangi bir konuda diyaloga açık olmadıklarını da sözlerine ekledi. Resmi ağızdan ifade edilen tutum, Yeni Delhi’nin önümüzdeki dönemde Pakistan’ı “terörle iltisaklı ülke” olarak tanımlamayı sürdüreceğini gösterdi. Bilindiği üzere Hindistan, 26-29 Kasım 2008’de Mumbai şehrinde gerçekleşen terör olaylarından da Pakistan’ı sorumlu tutuyordu.

Hint tarafından gelen tehditkar açıklamalar üzerine Pakistan Dışişleri Bakanı Şah Mahmud Kureyşi, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne bir mektup yazarak henüz bir soruşturma yapılmadan Pakistan’ın sorumlu tutulmasının “absürt” olduğunu belirtti.

 

3. Ceyş-i Muhammed: Keşmir’de Terör Tehdidi

Pulwama saldırısını üstlenen Ceyş-i Muhammed (Muhammed’in Ordusu) örgütü, 2000 yılında Mesut Azhar tarafından kuruldu. Örgüt, tartışmalı Cemmu-Keşmir eyaletinde Hindistan egemenliğine son vermek ve bölgenin İslami şartlar altında Pakistan’a bağlanmasını hedeflemektedir.

Hindistan güvenlik güçleri 1994 Şubatı’nda elebaşı Azhar’ı Mücahit Hareketi’nin gerçekleştirmiş olduğu terör eylemlerine karıştığı gerekçesiyle tutuklamıştır. 1999 Aralık ayında Mücahit Hareketi tarafından gerçekleştirilen 155 kişinin rehin alındığı uçak kaçırma eyleminde rehinelere karşılık Azhar serbest bırakılmış ve bu tarihten sonra elebaşı, Hindistan’ı hedef alan eylemlerine devam etmiştir.

Ceyş-i Muhammed, günümüze değin Keşmir meselesinde en önemli devlet dışı aktörlerden birini oluşturmuştur. Örgüt, Hindistan güvenlik güçlerini, kamu personelini ve binalarını hedef alan eylemlerin yanı sıra Pakistan’da gayrimüslim azınlıklara yönelik terör eylemleri de gerçekleştirmiştir.

Örgüt temel terör taktiğini “feda” (bombalı intihar saldırısı) eylemlerine dayandırmaktadır. Bu tür eylemlerde misilleme amacı sıklıkla görülmektedir. Temel gaye olabildiğince çok can kaybına sebep olmaktır. El yapımı patlayıcı, havan topu, roketatar, hafif ve ağır makineli silahlar bu tarz operasyonlarda tercih edilen temel silahlardır.

Uzmanlarca, örgütün 500’e yakın insan kaynağı olduğu düşünülmektedir. Örgüt insan kaynağını sıklıkla çatışma bölgelerinden temin etmektedir. Taliban’a karşı başlatılan NATO operasyonlarına değin örgütün insan kaynağı eğitim merkezleri Afganistan’da bulunmaktaydı. Örgütün doktriner eğitimi Afgan terör yapılanmaları ile ideolojik bakımdan benzerlikler göstermektedir. Örgütün, eylemsel/taktik strateji, insan kaynağı eğitimi, silahlı eğitim, ekonomik rant gibi alanlar vasıtasıyla El-Kaide ve Taliban ile bağlarını geliştirdiği gözlenmektedir.

Kuruluşunun hemen ardından Hindistan yönetimini hedef alan örgüt 2002’ye değin intihar saldırılarıyla Keşmir bölgesini hedef almıştır. Örgütün, 2002’ye değin Hindistan’ı hedef alan saldırıları:

Tarih Eylem Yer Bilanço
20 Nisan 2000 İntihar Saldırısı Keşmir 5 Hintli asker hayatını kaybetti
1 Ekim 2001 İntihar Saldırısı Keşmir 29 kişi hayatını kaybetti
13 Aralık 2001 İntihar Saldırısı Hindistan Parlamentosu 14 kişi hayatını kaybetti

 

20 Nisan 2000, 1 Ekim ve 13 Aralık 2001 saldırılarıyla Hindistan egemenliğine savaş açan örgüt taktiksel anlamda Afganistan deneyimini sahaya yansıtmıştır.

Hindistan Parlamento Binası Saldırısından sonra Pakistan, Hindistan’ın kendisine yönelik suçlamaları azalmak için büyük çaplı eylemlere girerek terör örgütlerinin yöneticilerine hapis cezaları verdi. 2002 yılında faaliyetleri Pakistan’da yasaklanan örgüt isim değişikliğine giderek Kuddam-ül İslam (Allah’ın Hizmetkarları) adını aldı. 2003 yılında örgüt içi iç çatışma ve emniyet güçleri operasyonu sonucu Ceyş’i Muhammed örgütü 500’den fazla militanını kaybetti. 2002 yılında örgüt lideri Mesut Azhar Pakistan tarafından serbest bırakıldı. Afganistan Savaşı’nın kızışmaya başladığı 2002 yılı ile birlikte örgüt militanlarının önemli bir kısmı Afganistan’a geçti.

Dönemin Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşereref’in Kuddam’ül İslam’ı yasaklaması üzerine örgüt, 2004 yılında Müşerref’e yönelik 2 suikast girişiminde bulundu. Pakistan ordusundan belli bir kesimin bu suikaste yönelik lojistik desteği sağladığı iddiası bulunmaktadır. Bu suikast girişimlerinin ardından örgütün silahlı ve finansal oluşumlarına yönelik operasyonlar yapılsa da örgütün kemik kadrosu ve insan gücü etkisiz hale getirilememiştir.

Pakistan örgüt ile girdiği mücadeleden zafer ile ayrılamadı. 2004’ten sonra Pakistan Ordusu’nun operasyonları durdurması ile birlikte mobilizasyonunu, ikmal kapasitesini ve stratejik planlamalarını geliştirdi. Örgüt,  2016 tarihinden itibaren Hindistan’a yönelik eylemlerinde intihar bombalı saldırının yanı sıra meskun mahal çatışması gibi stratejik ve pratik eğitim isteyen eylemlere de başvurdu. Bu periyotta örgütün Hindistan’ı hedef alan saldırıları şunlardır:

Tarih Eylem Yer Bilanço
2 Haziran 2016 Çatışma Hindistan Pathankot Hava Üssü 3 kişi hayatını kaybetti
18 Eylül 2016 Çatışma Uri Tugayı(Keşmir) 19 Hint askeri hayatını kaybetti
14 Şubat 2019 İntihar Saldırısı Keşmir 44 Hint askeri hayatını kaybetti

 

4. Hindistan’ın Opsiyonları ve Sıcak Çatışma İhtimali

Saldırıdan bir gün sonra Hindistan merkezli The Economic Times gazetesinde yayımlanan bir analizde, Yeni Delhi’nin Pakistan’la süregelen gerilimde tercih ettiği geleneksel politikalara eleştiriler yöneltilmiştir. “Hint birliklerine veya sivillerine yönelik ne zaman bir şiddet olayı yaşansa, Hindistan’ın alışılagelmiş tutumu reaktif biçimde Pakistan’dan aynı nispette bir intikam almanın yollarını aramak ve ardından, bir sonraki saldırıya kadar baskıyı bırakmak olmuştur. Pakistan’a bütünüyle acımasız eylemlerin bir spektrumu gibi bakmak yerine Hintler onu, kritik dönemlerde çağrılan dönemsel bir siyasi tehdide indirgemeye alışmıştır” değerlendirmesinin yapıldığı analizde, sürdürülebilir bir çözüm adına Pakistan’da ordu karşısında sivil siyasetin tahkim edilmesi ve bu yönde Pakistan kamuoyunu etkilemeye yönelik sanal propaganda icra edilmesi tavsiye edilmektedir.

Aynı gazetede saldırıdan dört gün sonra yayımlanan bir analizde Çin ve Pakistan’a karşı daha cüretkar bir tutumdan bahsedilmiş; Çin’e karşı ticaretin, Pakistan’a karşı ise 1960 İndus Suları Anlaşması’nın koz olarak kullanılması tavsiye edilmiştir. Analizde Hint liderlere İsrail’in terörle mücadelede kullandığı sert tedbirler hatırlatılmış, uluslararası destek sağlama çabasında Hindistan’ın gücünün ve çıkarlarının göz ardı edilmemesi gerektiği kaydedilmiştir.

Hint liderlerinin önündeki bir diğer seçenek, Pakistan’la ticari ilişkilerin askıya alınmasıdır. Yılda 3 milyar doları bulan ikili ticaretin kesilmesi ve kısıtlamaların genişletilmesi gündemdedir. İlk adımda, Hint Hükümeti, Pakistan’a tanıdığı “en çok tercih edilen ülke” (most favoured nation) statüsünü kaldırarak ekonomik alanda ciddi yaptırımları hayata geçireceğinin sinyallerini vermiştir. Ayrıca, Hindistan’ın Uluslararası Adalet Divanı’nda Pakistan aleyhine açması beklenen dava ile bu ülkenin Kuzey Kore ve İran gibi “teröre destek veren ülkeler” sınıfında değerlendirilmesi, bunun sonucunda Pakistan’a yönelik uluslararası ekonomik yaptırımların uygulanması mümkündür.

Hindistan’dan şimdiye kadar “Pakistan’ın dünyadan diplomatik ve ekonomik anlamda izole edilmesi” ve “teröre destek veren ülke” sınıfına sokulması yönündeki açıklamalara rağmen, iki nükleer güç arasında sıcak çatışma ihtimali düşük görünmektedir. Ancak Hint Başbakan Narendra Modi’nin Ceyş-i Muhammed örgütüne karşı operasyon yapmada özgür olduğunu vurgulaması, özellikle Keşmir Bölgesi’nde bazı küçük çaplı çatışmaların yaşanabileceğini göstermektedir. Hindistan ayrıca, Hint sinema endüstrisi Bollywood’da ve çeşitli spor müsabakalarında Pakistan’a karşı boykot yoluna gidebilir. Son tahlilde, Pakistan’ın Çin, Türkiye ve hatta Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın ziyaretinde görüldüğü üzere Suudi Arabistan’la sahip olduğu güçlü ilişkiler göz önüne alındığında, Hindistan’ın savaş kararı alması göründüğünden çok daha zor ve düşük ihtimaldedir.

 

5. Türkiye’nin Konumu

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, Keşmir bölgesinde meydana gelen terör saldırısının akabinde bölgede diyalog zemininin tesisi için gerekli çözüm yolunun BM gözetiminde gerçekleştirilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Türk Hariciyesinin bölgesel bir çatışma riskine mahal verebilecek bir olay akabinde geliştirdiği diyaloga açık yol kısa bir süre sonra Pakistan makamlarınca da yüksek sesle dile getirilmiştir.

3-4 Ocak’ta Ankara’yı ziyaret eden İmran Khan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüştü / AMN

Bölgede yükselen çatışma riski, Türkiye’nin ekonomik çıkarları açısından da tehlike oluşturmaktadır. İki ülkenin ticaret hacmi 2017’de 675 milyon dolar seviyesine ulaşmıştır. Türkiye’nin Pakistan’a ihracatı 2014’ten beri yükselmektedir. 2014-2017 arasında %35.9 oranında artış gözlenmiştir. Türkiye’nin 2017 yılı ihracat kilogram başı fiyat ortalaması 1.28 dolar iken Pakistan’a yapılan ihracatın kilogram başı fiyat değeri 1.58 dolardır. 2015 yılı itibariyle Pakistan ile yapılan dış ticaret dengesi Türkiye lehine dönmüştür.

İkili ticaret henüz istenilen seviyeye ulaşmamış olsa dahi, Türk savunma sanayisinin gelişmesiyle Pakistan’ın bu alanda önemli bir pazar olacağı değerlendirilmektedir. Geçtiğimiz yıl, Türkiye’den Pakistan’a 30 TAI T129 saldırı helikopteri satışı için savunma anlaşması yapıldığı açıklanmıştır.

Türk Savunma Sanayinin gelişimi paralelinde Pakistan’a ATAK Helikopteri, ve MİLGEM kapsamında geliştirilen modern korvetlerin ihracatıyla beraber Türkiye-Pakistan arasındaki ticaret hacmi ve Türkiye’nin kilogram başı ihracat değerinde önemli artışlar gözlemlenecektir. Söz konusu satışlarla ilgili olarak ABD’den kaynaklanan bazı rahatsızlıklar dillendirilse de uzun vadede Pakistan’ın Türk savunma sanayine ilgisinin devam edeceği değerlendirilmektedir. Bu bağlamda, Pakistan’ın siyasi ve ekonomik istikrarını sürdürmesi, Türkiye’nin bölgedeki çıkarlarını gözetmesinde önemli bir rol oynayacaktır.

 

6. Sonuç ve Değerlendirme

Kökleri 1947’ye kadar uzanan Keşmir Sorunu, Hindistan ve Pakistan gibi iki nükleer gücün arasında gerilimi sürekli hale getirmekte ve bölgesel istikrar açısından ciddi tehditler oluşturmaktadır. Son olarak 14 Şubat 2019’da Keşmir’in Hindistan kontrolündeki kısmının Pulwama kasabasında gerçekleşen terör saldırısı, gerek iki ülke arasında sıcak çatışma riskini gerekse Güney Asya’da terör tehdidini gündeme getirmiştir.

Pakistan’ın terörle mücadelede yetersiz –veya Hindistan’ın iddiasına göre isteksiz- oluşu Afganistan’da başlayan radikalleşmenin ülkeye sirayet ederek İslami kurumların radikalleşmeye açık tutumuyla bir araya gelerek küresel çaplı bir terör dinamizmine uygun saha yaratmaktadır. Pakistan’ın Afganistan üzerindeki hegemonya isteği ile başlayan Pakistan-İslami hareketler yakınlaşması ilk başta “profesyonel bir istihbarat zaferi” olarak görülse de günümüzde Pakistan’ın kronik terörizm tehdidiyle baş başa kalmasına yol açmıştır.

Genel olarak Pulwama Saldırısı, ABD’nin Suriye’den çekilme kararı ve Suriye İç Savaşı’nın sona erme eğilimine girmesi göz önüne alındığında, terörün Güney Asya’ya sıçrama tehlikesi açısından bir milat olarak görülebilir. Bu noktada, “başarısız devlet” konumundaki Afganistan’ın, bölgede yükselecek terör dalgası için uygun bir zemin yaratabileceği düşünülebilir. Böylece, Asya’daki diğer kriz alanları gibi Keşmir Sorunu da terörün yayılması anlamında tehdit alanlarına sahiptir.

Türkiye’nin Pakistan’la sürdürdüğü tarihsel dostluğu, yüksek potansiyele sahip ekonomik ilişkileri ve stratejik ortaklığı, ülkemizin bölgedeki gelişmeleri yakından takip etmesini gerektirmektedir.

Boğaziçi Asya Araştırmaları Merkezi (BAAM), bu bağlamda Türkiye’deki siyasi karar alıcılara, akademisyenlere ve uzmanlara yönelik bir dizi politika önerisi sunmaktadır.

 

7. Politika Önerileri

  • Türkiye, bölgede yükselen radikalizmi yakından takip etmelidir

DEAŞ, El-Kaide gibi terör örgütlerini etnik temelli terörizmden ayıran temel unsurlardan birisi “ihraç edilebilir bir siyasal ajandaya” sahip olmalarıdır. PKK ve alt kuruluşlar (TAK, YPG vb.) bölgesel ve etnik tandanslı bir motivasyon ile radikal solun ideolojik meşruiyet sahasına dayanarak kısıtlı bir alanda hareket ederken, dini motivasyona sahip örgütler etnik motivasyonlu örgütlerden farklı olarak “terörü trend haline getirebilme” potansiyeline sahiptir. Suriye’nin kuzeyinde etnik ve dini temelli terörle mücadele eden Türkiye, söz konusu terör gruplarının Güneydoğu Asya’da yeniden yapılanma ihtimalini yakından izlemeli ve bu anlamda pro-aktif tedbirler geliştirmelidir. Ülkemiz, son toplantısında terörle mücadeleye odaklanacağını açıklayan Şanghay İşbirliği Örgütü ile bu zeminde diyalogunu geliştirmeli; Afganistan, Hindistan ve Çin gibi bölge ülkeleriyle terörle mücadele alanında işbirliği imkanları aramalıdır.

  • Türkiye, terörle mücadelede Pakistan’la ilişkilerini geliştirmelidir

Pulwama Saldırısı’nın ardından Hindistan Hükümeti, Pakistan’a yönelik bir dizi yaptırımları gündeme getirecektir. Uluslararası Adalet Divanı’nda Pakistan hakkında açılması planlanan ve bu ülkeyi “teröre destek veren ülkeler” sınıfına sokmayı talep eden dava, bunlardan biridir. Söz konusu davanın aleyhte sonuçlanması,  Pakistan’a yönelik siyasi ve ekonomik yaptırımları beraberinde getirecektir. Pakistan’ın, Türk savunma sanayisi açısından önemli bir ihracat pazarı olduğu düşünüldüğünde, bahsi geçen durumun Türk ekonomisini olumsuz etkileyeceği öngörülmektedir. Pakistan’ın “teröre destek veren” ülkeler sınıfında değerlendirilmesi ve bu bölgenin Orta ve Güney Asya’ya yönelik terör yapılanmalarına sahne olması ayrıca, Türkiye’nin ulusal güvenliğine de uzun vadede tehdit oluşturma potansiyeline sahiptir. Bu sebeplerle Türkiye, stratejik ortağı Pakistan’ın gerek terörle mücadelesinde gerekse konuya ilişkin diplomasi faaliyetlerinde işbirliği olanaklarını geliştirmelidir

  • Çin Pakistan Ekonomik Koridoru’nda (ÇPEK) Türkiye’nin üstlenebileceği roller ve bunların potansiyel getirileri araştırılmalıdır

Çin’in öncülük yaptığı Kuşak ve Yol Girişimi’nin en önemli ayağı olarak görülen ÇPEK, bölgenin kalkınması ve istikrara kavuşması adına önemli bir fırsat olarak görülmektedir. Farklı vesilelerle Pakistanlı yetkililer, Türkiye’nin Koridora katılması adına çağrılar yapmıştır. Ülkemiz, gerek ÇPEK’in kalbi konumundaki Gwadar Limanı’ndaki projelerde, gerekse Koridorun Akdeniz’e açılması yönünde etkin roller üstlenebilir. Söz konusu fırsatlar, kamu kurumları ve sivil toplum tarafından tüm yönleriyle incelenmeli ve Türkiye’nin çıkarları doğrultusunda adımlar atılmalıdır.

  • Türkiye’de sivil toplum ve akademiye çağrı: Keşmir sorununu inceleyelim

Boğaziçi Asya Araştırmaları Merkezi olarak Keşmir Sorunu ve bölgede yükselen terör tehdidini Türkiye’yi doğrudan ilgilendiren bir konu olarak görüyor ve aktörleri, Keşmir sorununu güncel gelişmeler ve Türkiye’nin güvenlik stratejisine yansımaları bağlamında tartışmaya davet ediyoruz. İlgili kişi ve kuruluşların katılımıyla, Mart ayı sonunda Ankara’da bir çalıştay düzenleme çağrısını kamuoyuyla paylaşıyoruz.

 

*Mehmet Enes Beşer & Doğukan Doğu

**PDF İNDİR

BAAM Direktörü

besermehmetenes@gmail.com