TOP
h

Boğaziçi Asya Araştırmaları Merkezi

Soğuk savaş

Yeni Soğuk Savaş Retoriğinin Sorgulanması

Günümüzde, uluslararası siyasal sistemin projeksiyona yansıyan görüntüsünde Çin’in yükselişi, küresel düzenin yeniden tanımlanması tartışmalarına yol açmıştır. Çin’in 1970’lerde başlayan yükselişinin 21.yy’ın başında Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ)’ne girmesiyle (2001) hız kazanması, yüzyılın ilk çeyreğine girerken gelecek vadeden Made in China 2025 ile Kuşak ve Yol (2013) gibi projelerle uluslararası ekonomide parlamasıyla birlikte tüm dünyanın kayıtsız kalamayacağı bir meydan okumadan söz edilmeye başlanmıştır. Bu gelişmelerin ışığında, 2018 Mart ayında ABD’nin kızıl ejderhaya karşı ticaret savaşlarını ilan etmesiyle bu tartışma alevlenmiş ve Soğuk Savaş retorikleri ortaya çıkmıştır. Batı’yı Çin konusunda endişelendiren konular; Çin’in Afrika, Latin Amerika ve Asya’da etkinliğini artırması, yarı-açık ekonomik sistemiyle yabancı şirketlerin alanını daraltması, ordusunun Güney Çin Denizi’nde gücünü artırması, insan hakları ve hukukun üstünlüğü gibi Batı’nın temsilcisi olduğu üst-anlatıların altını oyması ve DTÖ kapsamında teknoloji transferini ihlal eden yöntemler kullanmasıdır. Ancak uluslararası sistemde yaşanan sancının doğrudan Soğuk Savaş olarak okunması mümkün değildir. Devletlerin potansiyel güçleri ve birbirlerine karşı konumlanmaları sistemi belirlemekte olup, bunun izahını literatürden faydalanarak yapmak daha aydınlatıcı ve gerçekçi olacaktır. Bu bağlamda ilk etapta daha önce uluslararası siyasal sistemde tecrübe edilen sistemlerin özelliklerine yer verilerek gelişmelerin mukayeseleri için bir arka plan oluşturulacaktır. Akabinde ise günümüzde politikacılar, akademisyenler ve basın cemiyetinde yoğun bir şekilde tartışılan Soğuk Savaş analojisi, güncel doneler ışığında çift okuma yöntemi ile değerlendirmeye alınarak yapı-söküm[1] gerçekleştirilecektir.

 

1. Bir Rehber Olarak Uluslararası Siyasal Sistem Tipolojileri

Son üç yüzyıldır küresel bir niteliğe kavuşan uluslararası siyasal sistem, çeşitli alt sistemlerden oluşmaktadır. Sistemin tanımlanması ve sınıflandırılmasında başat aktör olan ulus-devletler başta olmak üzere, uluslararası kuruluşlar, çok uluslu şirketler gibi aktörler arasındaki güç dağılımı baz alınarak sistemin tarihsel evrimi belirli dönemlere ayrılarak açıklanır ve kategorize edilir. [2] Faruk Sönmezoğlu’na göre, uluslararası ilişkilerde yaşanan gelişmeleri analiz edebilmek ve yaşanan değişimleri öngörebilmek için bu sınıflandırmada daha çok Morton Kaplan’ın siyasal sistem tipolojileri kullanılır. Kaplan, uluslararası siyasal sistemi; klasik güç dengesi, iki kutuplu sistem (kendi içinde gevşek ve sıkı iki kutuplu olmak üzere ikiye ayrılır), hiyerarşik sistem, evrensel sistem ve birim-veto sistem olmak üzere altıya ayırmaktadır. [3] Bu yazı kapsamında, tipolojilerin her birine ayrıntısı ile girilmeyecek yalnızca günümüzde tartışılan gelişmelere rehber olması ve mukayese edilebilmesi açısından klasik güç dengesi ve iki kutuplu sistem hatırlatıcı modüller olarak sunulacaktır.

 

1.1.Klasik Güç Dengesi

Klasik güç dengesinde minimum beş başat aktörün sistemde yer almasına dikkat edilir. Bu sistemde herhangi bir güç, sistem içerisinde kristalize hale gelmeye çalıştığında diğer bir ifade ile sivrildiğinde, diğer güçler bir araya gelerek bu gücü çeşitli yollarla (silahlanma, ittifak kurma, böl-yönet sistemi, dengenin dengeleyicisi olma-zayıfın yanında yer alma) pasifize etme yoluna giderek, güç dengesini korumaya çalışırlar.[4] Tarihte, diğer Avrupalı güçler tarafından Napolyon Fransa’sının ya da Bismarck Almanya’sının ilerleyişini durdurma çabaları güç dengesi sisteminin somut örneklerini teşkil etmektedir.

Klasik güç dengesi sistemi, Sanayi Devrimi ve Emperyalizm dinamikleriyle siyasi ve ekonomik alanlarda büyük güç haline gelen Avrupa devletlerinin dünyayı kendi aralarında paylaşarak, modern anlamda dünya düzenini kurmaya çalıştığı; 17.yy’dan 20.yy’ın ilk çeyreğine kadar uluslararası siyasal sisteme hâkim olmuştur. I. Dünya Savaşı’na kadar geçerliliğini koruyan bu sistem, savaş sonrasında ABD’nin sistemde güçlü bir aktör olarak ortaya çıkması ve yeni dünya düzeni retoriği ile Milletler Cemiyeti’ne öncülük etmesiyle birlikte yerini başka bir sisteme bırakacağının ilk sinyalini vermiştir. Ancak II. Dünya Savaşı’na kadar sistemin hangi yönde evrileceği öngörülememiştir. İki dünya savaşı arası dönem, bu nedenle geçiş dönemi olarak nitelendirilmektedir. Ancak II. Dünya Savaşı esnasında Batılı müttefikler ile SSCB’nin ilerlediği topraklar, savaş sonrasında Doğu- Batı olarak ikiye ayrılmış, Winston Churchill’in Missouri’deki ünlü konuşmasıyla (1946) Doğu-Batı arasına ‘demir perde’ inmiş ve güç dağılımı yalnızca ABD ve SSCB arasında paylaşılarak; dünya yeni bir döneme girmiştir. [5] Avrupa’da Almanya’nın düşüşü ve İngiltere ve Fransa gibi büyük güçlerin siyasi ve ekonomik gücünün zayıflaması, Asya’da Japonya’nın düşüşü ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin bölünmüşlüğü sistemi yalnızca iki büyük gücün belirlemesine yol açmış ve bu dönem literatüre İki Kutuplu Sistem-Soğuk Savaş dönemi olarak geçmiştir.[6]

 

1.2.İki Kutuplu Sistem- Soğuk Savaş Dönemi

Bu sistemin yapısal özellikleri göz önüne alındığında şu durum ortaya çıkmıştır: öncelikle daha önce de belirtildiği gibi sistem Avrupa merkezli olmaktan çıkmış ve uluslararası sistemin küresel boyutu genişleyerek kutup bölgelerini, okyanusun derinliklerini hatta uzay boşluğunu kapsayan bir anlam kazanmıştır.[7] Bu sistemin en önemli yapısal özelliklerinden bir diğeri, ideoloji ekseninde çıkarların korunması için gerçekleştirilen güç mücadelesidir. Bu bağlamda sistemde bloklar ve bu blokların örgütleri (NATO/1949- Varşova Paktı/1955) kurulmuştur.[8] Blokların liderleri siyasi, askeri ve ekonomik alanlarda hiyerarşik bir düzen oluşturarak nüfuzlarını artırmaya çalışmıştır. ABD- SSCB arasındaki mücadele, ortak jeopolitik çıkarlar çerçevesinde üçüncü ülkelerin topraklarında kendini göstermiştir. İki tarafın birbirine üstünlük kurmak üzere mücadele ettikleri Kore Savaşı, Küba Krizi ve Vietnam Savaşı dönemin kritik gelişmelerini teşkil etmektedir. Sistemde yer alan ülkeler arasında asimetrik güç ilişkisi gelişmiş ve özellikle nükleer silaha sahip olma ayırt edici özellik olarak görülmüştür. [9] Bu süreçte ABD’nin ekonomik küreselleşmenin desibelini artırması, Reagan yönetimi ile gelen ikinci Soğuk Savaş dalgası, Sovyet tarzı komünizmin yapısal zayıflıkları ve Gorbaçov yönetiminin reformları Soğuk Savaş’ı sona erdirmiştir. SSCB ilk olarak 1989’da Berlin Duvarının yıkılmasıyla çekilmeye başlamış ve 1991’e kadar Doğu Avrupa’dan çekilmeyi sürdürmüştür. [10]

 

2. Güncel Doneler Işığında Soğuk Savaş Retoriğinin Değerlendirilmesi

 

2.1.Tehlikeli Söylemler

Postmodern teorinin öncülerinden Michel Foucault iktidarların söylemleri üzerinde analizler gerçekleştirerek iktidarın gücünü koruyabilmesi için söylemlere ihtiyacı olduğunu dile getirmiş ve bu bağlamda bilgi-iktidar ilişkisi üzerinde durmuştur.[11] Foucault’nun söylem analizi üzerine düşünen Megill, düşüncenin zamanla söyleme dönüştüğünü, söylem sayesinde bir dünya tasavvurunun meydana getirilebildiğini veya söylemin bu tasavvuru ortadan kaldırabildiğini dile getirmiştir. Megill’e göre, söylem sahipleri, dünyadaki ideolojik çerçeveyi değiştirerek kendileri için bir alan yaratabilirler. Yani söylemler yalnız çatışmaları, sınırları veya baskı sistemlerini değil aynı zamanda sahip olunmak istenen erki de ihtiva eder. [12] Bu analizden yola çıkarak, ABD-Çin ekseninde tartışılan Soğuk Savaş analojisi kapsamında yükselen söylemler için yapı söküm okuması yerinde olacaktır.

İki ülke arasında Soğuk Savaş yaşandığına dair söylemler, esasen 2016 yılında Steve Bannon gibi bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda iddialı akademisyenlerin düşüncelerine dayanmaktaydı. [13] Akabinde 2017 yılında, ABD- Çin çatışması hakkında ‘Kaçınılmaz Savaş’ adında kitap yazan Harvard Üniversitesi’nin önde gelen akademisyenlerinden Graham Allison: ‘’Yükselen yeni bir güç, kural koyucu olan iktidardaki gücü yerini almakla tehdit ettiğinde, tehlikenin kapıda olduğuna dair alarm zilleri çalmaya başlar’’ ifadelerini kullanmıştır[14] ve Soğuk Savaşı işaret etmiştir. Soğuk Savaş konusunda iddialı olan bir diğer isim de Robert Kaplan olup, Soğuk Savaş’ın zaten çoktan başladığını ve bunu 2005 yılında kaleme aldığı ‘Çin ile Nasıl Mücadele Edeceğiz’ adlı makalesinde bildirdiğini dile getirmiştir.[15] Mart 2018’de ABD’nin ticaret savaşlarını ilan etmesinin ardından çalışmamızda ayrıntısı ile yer vereceğimiz gibi; Soğuk Savaş retoriği politikacılar ve akademisyenler arasında daha yoğun bir şekilde tartışılan bir konu haline gelmiş ve dünya basınında daha fazla yer kaplamaya başlamıştır.

Soğuk Savaş teriminin kullanılmasının en önemli nedeni; birbirine meydan okuyan devletler arasında sıcak bir çatışma olmaksızın, üst düzey yetkililer tarafından dile getirilen karşı tarafı caydırmaya yönelik tehdit içerikli krize neden olabilecek söylemlerin artış göstermesidir. Bu bağlamda, ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence’in 4 Ekim 2018’de yapmış olduğu konuşmanın dinamikleri, Churcill’in 1946’da yapmış olduğu ünlü ‘demir perde’ konuşması ile benzerlik göstermektedir. Pence, Çin’i uluslararası kuralları yerine getirmeye ikna etmekle uğraşmak yerine, bu kuralları ihlal etmesi durumunda hızlı ve güçlü bir aksiyon alarak onu cezalandırmanın daha yerinde olacağını söylemiş ve yeni bir Soğuk Savaş başladığını belirtmiştir.[16] Hemen ardından, Donald Trump Çin’e yönelik hasmane söylemlerini güçlendirerek, elinde delil olmaksızın Pekin’i kendi iç siyasetine müdahale etmekle itham etmiştir. Sovyet Rusya ile yaklaşık 45 yıl süren Soğuk Savaş’ta sorumluluk büyük ölçüde SSCB’ye yüklenerek, ABD koruyucu şemsiye olarak görülmüştü ancak günümüzde ABD- Çin arasında gerilimin tırmanması ile yeni bir Soğuk Savaş dönemi yaşanırsa, Zacharry Karabel’e göre bunun sorumlusu ABD yönetimi olacaktır.[17] Diğer taraftan iki ülke arasındaki çatışmalarda liderlerin kişisel statü, nitelik ve tutumları da önem arz etmektedir. Örneğin, Ekim 2017’de Çin Ulusal Parti Kongresi’nde Xi Jinping’in sosyalizm üzerindeki düşüncelerinin Çin’e özgü bir şekilde uyarlanmasını içeren siyasi yeni bir doktrinin yayınlanmasından beş ay sonra, Mart 2018’de Xi Jinping için ömür boyu başkanlığın yolu açılmıştır. Xi Jinping’in statüsü anayasa ile sağlamlaştırılarak, Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurucusu Mao Zedong ve Çin modernleşmesinin mimarı Deng Xiaoping’in kombinasyonu şeklinde yüceltilmiştir.[18] Bu bağlamda Jinping’in Mao’dan bu yana keskin çizgileriyle en güçlü lider olduğu iddia edilmektedir. Zira Xi Jinping, Trump’un tarife uygulamalarında tehditvari konuşmalarına karşı, boyun eğmeyeceğini, tıpkı Soğuk Savaş döneminde Başkan Mao Zedung’un yaptığı gibi kendine güvenen bir duruş sergileyeceğini vurgulamaktadır.[19] Xi’nin Güney Çin Denizi’ndeki toprak iddialarında ısrarcı, Tayvan konusunda katı, kendi ekonomik modelini ihraç etmede ve teknolojik atılımında cüretkâr tavır takındığı düşünüldüğünde Soğuk Savaş’ın kaçınılmaz bir şekilde yaşanacağı düşünülmektedir. [20]

Alternatif Okuma: ABD ve Çin yönetimleri, isterlerse bu çatışmayı bir üst sekmeye taşıyabilirler; zira her iki tarafın etrafında da bu çatışma dünyasında yaşamayı hatta bu çatışmayı tırmandırmayı tercih eden kesimler (ABD’de Yeni Muhafazakarlar, Çin’de Şahinler Kanadı) var. Örneğin, Tyler Cowen kısa süre önce “Çin’in liberalizmi ortadan kaldırarak kendine göre bir uluslararası siyasi ve ekonomik düzen inşa etmek istediğini” iddia etmiştir. Ancak aradaki ihtilafın derecesi abartılmış ve ‘Medeniyetler Çatışması’ diskuru büyütülmüştür. Çünkü Çin Dış İşleri Bakanlığı sözcüsü Lu Kang, ABD’nin ithamlarının temelsiz olduğunu ve Batı’nın bu ‘Soğuk Savaş’ düzeninde kullanılan ‘sıfır-toplamlı oyun’ mantalitesinden çıkarak, Çin’e karşı iş birliği odaklı olmalarını beklediklerini dile getirmiştir.[21] İki ülke her konuda hemfikir olmak zorunda değil, hatta bir dereceye kadar çatışma kaçınılmaz olacaktır. Ancak, uluslararası kurumlara güvenmenin yanı sıra, makul politikalar, empati girişimleri ve her iki tarafın sergileyeceği iyi niyetli çabalar ile bu gerilim yönetilebilir.[22] Liderlerin vasıflarının etkileri düşünüldüğünde ise, Xi önceki başkanlarla karşılaştırıldığında daha güçlü olduğu ve kısa vadede Çin’i yüksek teknolojili bir polis devletine dönüştürmek istediği düşünülebilir; ancak Xi aynı zamanda diğerlerine nazaran daha kırılgan bir başkan statüsüne sahip. Zira, Çin demografik olarak giderek yaşlanıyor, ekonomisi yükselen hızını kaybetti, iç siyasette parti hizipçiliği söz konusu ve Çin Komünist Partisi her an bir meşruiyet krizi ile karşı karşıya kalabilir. [23]

 

2.2. Ekonomi ve Teknoloji Kıskacında ‘Thucydides Tuzağı’

ABD Çin’i ulusal güvenlik önceliği olarak belirlediğinde, Washington’un mücadele etmek için aksiyon aldığı ilk politika ticari tarife uygulamaları olmuştur. ABD Eylül ayında Çin ürünlerine karşı 200 milyar dolarlık bir vergilendirme getirmiş[24] ve Çin’i ticari casusluk konusunda zan altında bırakarak itibarsızlaştırmaya yönelik söylemler gerçekleştirmiştir. [25] Bu nedenle ekonomik yaptırımların Soğuk Savaş’ın ön cephesi olduğu düşüncesi yaygınlaşmıştır.[26] ABD’nin ekonomik provokasyonlarının altındaki asıl neden gelecekte Çin’in ekonomik ve teknolojik anlamda ABD’yi ele geçirme endişesine dayanmaktadır; yani Graham Allison’un ifadesi ile 21.yy içinde ‘Thucydides Tuzağı’’[27] ortaya çıkmaktadır. Çin ekonomisi yavaşlasa dahi, 2025-2030 yılına gelindiğinde ABD’yi geride bırakacağının somut verileri oluşmuştur. Dahası Çin, Kuşak ve Yol Projesi ile Asya-Pasifik’teki  etkisini artırmakta, Rusya ile ilişkilerini derinleştirerek güçlendirmekte ve Japonya, Güney Kore ile Avrupa’nın güçlü devletleri gibi gelişmiş ülkelerle yeni ittifaklar oluşturmanın yollarını aramaktadır.[28] Bununla birlikte, Çin devlet eliyle Made in China 2025 projesi kapsamında yapay zekâ, robotik ve DNA mühendisliği gibi ileri teknoloji sektörlerini finanse edip aradaki açığı kapatmayı hedeflemektedir.[29]  Çin’in ABD üzerinde teknoloji anlamında baskı yarattığı alanlardan biri de siber saldırılardır.  2015 Obama yönetimi döneminde, bu konuda bir ateşkes imzalanmış ve bu ateşkes sayesinde ABD şirketlerine karşı gerçekleştirilen siber saldırılar yüzde doksan oranında düşüş sağlamıştı. Ancak bu trend 2017 sonrası yeniden eski seyrine dönmeye başlayarak, Trump yönetiminin politikalarına cevaben bir misilleme örneği olarak, Çin’e ait devlet destekli bir hacker ordusu ABD şirketlerinin ticari sırlarını ele geçirmeye başlamıştır.[30] Trump’ın; tarife uygulamaları, Barack Obama’nın dış politikasının önemli bir parçası olan Trans-Pasifik Ortaklık Anlaşması’ndan çekilme kararı [31]ve Çin’e yönelik delilsiz ithamları onun endişelerinin birer göstergesidir.  Bu yaklaşımın en uç versiyonu olarak, ABD ve müttefikleri için bir tarafta, Çin ve müttefikleri için diğer tarafta; ayrı ekonomik alanların oluştuğu bir dünya düzeni ortaya çıkarsa, kendimizi ABD-Sovyet Soğuk Savaşı’na yakın bir savaş içinde bulabiliriz.[32]

Alternatif Okuma: İlk olarak, Çin’in çıkarlarını ve uzun vadeli planlarını, Amerika’nın refahı pahasına gerçekleşecek politikalar, yani ‘sıfır-toplamlı’ politikalar olarak okumak sağlıklı değildir. Çin ekonomisinin parlamasının aslında herkesin refahını artırma ve küresel istikrarı sağlama gibi bir potansiyele sahip olduğu göz ardı edilmemelidir. Çünkü hem yabancı şirketler için büyük bir pazar, hem de ucuz mal üretimi yaparak herkesin ulaşabileceği bir piyasa meydana getirmektedir. [33] Bu konuda, Çin Ulusal İstatistik Kurumu’nun (UİK) Eylül ayında (2018) yapmış olduğu açıklamada; 1978 reform yılından itibaren her yıl yaklaşık 19 milyon insanı kapsamak üzere, yoksulluk sınırı altında yaşayan 740 milyon insan bu sınırdan kurtarılmıştır. Bu bağlamda, UİK Çin’in küresel yoksulluğu azaltma çabalarına %70’in üzerinde katkı sunduğunu belirtmektedir.[34] Ayrıca, Çin Kuşak ve Yol projesi ile Batı tarafından yalnızca dev bir ekonomik aktör olarak değil, aynı zamanda Batı değerlerini de içine alan büyük bir turizm kaynağı, uluslararası yatırım kanalı ve öğrenci değişim programı olarak görülmektedir. İkinci olarak, iki ülke arasındaki çatışmada Asya-Pasifik ülkelerinin tutumu da önem arz etmektedir. Bu ülkelerin potansiyel çatışmalardan kaçındığı, özellikle de Çin ile ABD arasındaki ayrımı artıracak meselelerde esnek politikalar yürüttükleri gözlemlenmiştir. Örneğin, Avustralya, Japonya ve Hindistan gibi ülkeler ittifaklar konusunda katı bir pozisyon tanımlamamışlardır.[35] Üçüncü olarak, iki ülke arasında yüksek oranda bir karşılıklı bağımlılık bulunup, 2017 yılında ABD’nin 375 milyon dolar dış ticaret açığının bulunduğu ekonomik ilişkide, [36]aradaki ticaret hacmi 700 milyar dolara ulaşmaktadır. Üstelik tek başına tarife uygulamaları, Çin’i ABD’ye ve dünyanın geri kalan kısmına bağlayan tedarik zincirlerini yok etmeyecektir. Son olarak, ABD daha önce ulusal güvenlik önceliğini Sovyet Rusya’ya karşı oluşturarak, siyasi, ekonomik, askeri ve ideolojik eksende mücadele etmek durumunda kalmıştı. 9/11 sonrası ulusak güvenlik önceliği radikal İslam’a karşı yapılandırıldı ancak bunun marjinal bir tehdit olduğu ortaya çıktı ve iyi yönetilemedi. [37] Daha açık bir ifade ile, ABD’nin radikal İslam tehdidi söylemi ile tüm dünyada yürütmüş olduğu operasyonların kendi jeopolitik amaçları için bir imaj çalışması ve manipülasyon aracı olduğu ortaya çıkmıştır. [38]  Şimdi ise, Çin’in ekonomik yükselişi “varoluşsal tehdit” statüsünde yeni bir rakip olarak görülmeye başlamıştır. Bu durum, ABD’nin dünyanın üstünlüğü ve kontrolü için kendine bir ‘öteki’ inşa etme çabası içinde olduğu paranoyak bir tabloyu göstermektedir. [39]

 

2.3.Askeri Yükselişin Paydaları: Güney Çin Denizi ve Tayvan

İki ülke arasındaki gerginlikte ekonomik yaptırımlardan sonra askeri yükseliş, Soğuk Savaş’ın ikinci cephesi olarak yorumlanmaktadır. Her iki güç de kıtalararası nükleer füzeye sahip olduğu için karşılıklı imhayı garantilemek adına, askeri alanda gücünü pekiştirmeye, deniz gücüne ve hipersonik kısa menzilli füze geliştirmeye odaklanacaktır. [40] Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’ne göre, Çin Halk Kurtuluş Ordusu’nun donanması 2014 yılından itibaren Almanya, Hindistan, İspanya, Tayvan ve İngiltere’nin deniz kuvvetlerinde hizmet vermekte olan toplam gemi sayısından daha fazla denizaltı, savaş gemisi, ana amfibi gemi ve yardımcı ekipmanlarını devreye sokmuş bulunmaktadır. [41]

ABD- Çin arasında Soğuk Savaş adına sinyal veren en önemli zeminlerden biri Asya- Pasifik bölgesinde Güney Çin Denizi’dir. Her iki gücün savaş gemilerinin karşı karşıya geldiği sıcak bir bölge olan Güney Çin Denizi,[42] küresel güç mücadelesinde seyri değiştirebilecek bir yer olarak gösterilebilir. ABD, Çin’in Güney Çin Denizi’ndeki hakimiyetini engellemek için denizaltılar ve uçak gemileri geliştirirken, Çin, egemenlik iddiasında bulunduğu adaları savunmak ve dokuz-hat çizgisinde egemenliğini sağlamak adına, filosunu genişletmektedir.[43] Bu çerçevede, Pekin ABD’nin ve müttefiklerinin Güney Çin Denizi’ndeki gemilerini durdurabilmek için yeni askeri hamleler geliştirmiştir. Böylece, Çin ticari müzakereler ve siber saldırılarla ABD’yi zorlamanın ötesinde tartışmalı adaları ve resiflerin kontrolünü ele geçirerek bu zeminlerin üzerlerine askeri mürettebat kurma yoluyla nüfuzunu Pasifik’e kaydırmaktadır.[44] 30 Eylül’de ABD’nin Decatur gemisi, Spratly Adaları zincirinde seyrederken, Çin savaş gemileri önüne geçerek acil dönüş yapmaya zorlamıştır. Bu olay, emekli Amiral ve Deniz Analizleri Merkezi’nin kıdemli bir üyesi olan McDevitt tarafından, Çin’in artık uluslararası deniz hukukuna uymakla ilgilenmediğinin bir göstergesi şeklinde yorumlanmıştır.[45] Bu hamleden sonra iki ülke arasındaki gerginlik artmıştır.

İki güç arasında gerginlik yaratan bir diğer payda Tayvan’dır. ABD tarihte üç tebliğ ile (1972, 1978, 1982) Çin’in tek bir Çin devletine sahip olduğunu ve Tayvan’ın onun bir parçası olduğunu kabul etmiştir. [46] Ancak Çin’in dünyanın en önemli ikinci ekonomisi haline gelmesinden sonra, ABD Çin’in zayıf noktalarını kullanmaya çalışmaktadır. Bu yüzden, ABD adaya ekonomik destek vererek ve yönetimi bağımsızlık yönünde güçlendirmeye çalışarak bölgedeki ikili yapıdan istifade etmektedir. (ABD’nin Tayvan Kartı). Buna karşın Xi hükümeti, hem Tayvan’ı Çin’in tarihi olarak ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirdiği için hem de yavaşlamaya başlayan ekonomiden dikkatleri başka yöne çekerek prestijini artırmak için Hong Kong ve Makao statüsü için belirlemiş olduğu ‘bir devlet iki sistem’ yapısını Tayvan için de kullanmak istemektedir. [47] Xi’ye göre, bu birleşme, hem Tayvan’ı Çin için ulusal bir zafiyet unsuru olmaktan çıkaracak; hem de Çin’in ulusal uyanışına yardımcı olacak. Bununla birlikte ABD’nin Kıyılar-arası (Cross-Strait) ilişkilere müdahale etmesi durumunda ve ayrılıkçılık hareketlerinin yükselmesi halinde ‘’Ayrılıkçı Hareketlerle Mücadele Kanunu’’nun uygulamaya sokulacağını ve askeri gücü kullanmaktan çekinmeyeceğini bildirmiştir.[48]  2012 yılında askeri kapasitenin güçlendirilmesine yönelik atılan adımlar, 2019 yılı için savaş hazırlıkları şeklinde yoğunlaştırılmıştır. 2019 yılında gerçekleştirilecek askeri eğitim ve tatbikatın Tayvan’ın anakara ile birleşmesine yönelik politikasına engel olmaya çalışanlara karşı bir uyarı niteliğinde olduğu bildirilmiştir. Bu askeri yükseliş, ABD-Çin arasında yaşanan jeopolitik mücadeleye yönelik bir gönderme olarak görülmektedir[49]. Bu bağlamda Washington’un ‘Tek Çin’ politikası yerine Tayvan’ı Çin’den ayrı bir ülke olarak görmesi Çin için kabul edilemez bir durum olarak görülmektedir.[50] Anakaranın, ambargolar aracılığıyla ağır yaptırımlar uyguladığı ya da askeri güçlerin kullanılması ile adaya müdahale ettiği bir Tayvan krizi, adada yaşayan 23 milyon insanının güvenliğini, özgürlüğünü ve ekonomik refahını tehdit edebilir. Dahası, bu kriz Asya-Pasifik’te yer alan diğer ülkeleri de tehdit edecek bir sarmala dönüşebilir.[51] Soğuk Savaş döneminde ABD’nin Küba Krizi’nde Domuzlar Körfezleri çıkartmasında başarısız olması gibi, olası bir Tayvan Krizi’ne de müdahalede gecikebilir ve bu durumda yaşanacak bir çatışma Japonya gibi ABD’nin pasifize olmasını istediği ülkeler için, ABD ile olan ittifakın yeniden gözden geçirilmesine neden olabilir.

Alternatif Okuma: ABD yönetimi, Çin ile yaşanan gerginliği daha önce SSCB’nin zayıflayan ekonomisini çıkmaza sürükleyerek ve silahlanma yarışının ivmesini artırıp nükleer silah geliştirme yoluna giderek zafer elde ettiği Soğuk Savaş tecrübesiyle karşılamaktadır. Daha açık bir ifade ile, daha önce ‘sıfır-toplamlı bir oyun’ kazanmış olmanın getirdiği tecrübe ABD’ye güven vermektedir. ABD Başkanı Donald Trump’ın ifadesiyle ‘kazanması kolay’ bir mücadele gerçekleşmektedir.[52] Ayrıca Çin ile mücadele etmenin ulusal güvenlik önceliği olması konusunda ülke içinde politik görüş bildiren çoğunluk hem fikir olsa dahi, girişilecek keskin bir mücadele, doğası gereği belirsizliklerle doludur. Yeni bir Soğuk Savaş döneminin yaşanması, daha önceki Soğuk Savaş’ta olduğu gibi -hatta belki de ondan daha da kritik düzeyde- tehlikeli ve maliyetli olabilir. ABD’nin Güney Çin Denizi’nde ve Tayvan’daki aksiyonları Çin için bir tehdit ve endişe kaynağı şeklinde algılanmaktadır. Bu nedenle, ABD Çin’in kendi bölgesi olan Doğu Asya’da, güç gösterisi yaparken, Çin’in karşı aksiyon alması devlet doğası gereği olağan bir şeydir. Aynı durumun tersi düşünüldüğünde, yani Çin’in Batı Yarımküre’ye etkisini gösterecek şekilde angaje olmak istemesi halinde hiç şüphesiz Pentagon, Çin’den çok daha sert tepkiler verecektir. Çin’in ekonomik gücü ve hızla büyüyen teknolojik uzmanlığı kendini muhakkak diplomatik alanda ve askeri güç yönünde gösterecektir. (-ki gösteriyor) Ancak bunların hiçbiri Çin’in yakında dünyaya hükmedeceği anlamına gelmiyor sadece Çin’i gerçekten zorlu bir rakip haline getiriyor. [53]

 

2.4. Küresel Güç Mücadelesi

19.yy’da büyük bir güç olarak kendini göstermeye başlayan ABD ile Çin’in günümüzdeki yükselişi konjonktürel farklılıklar içermekle birlikte benzerlik göstermektedir. Kendi sınırları içerisinde hızla genişlemekte, kendi coğrafi yörüngesinde pragmatist davranmakta ve satın alma, ödünç alma, kopyalama yolu ile ekonomik güçlerle iddialı bir şekilde rekabet etmektedir. Bu mücadele, Doğu Asya ve küresel meseleler üzerinde, bir hakimiyet istenci şeklinde kendini göstermektedir. [54] Xi Jinping, 2012’de ÇKP’nin genel sekreteri olarak yönetime geçtiğinde ‘’Gençleşmeye Giden Yol’’ adındaki ulusal sergide bir konferans vermiştir. Bu konferansta; ‘’Biz büyük bir milletiz, çok büyük zorluklara ve acılara katlandık. Ancak ÇKP’nin mücadelesi ile yeniden doğmanın zamanı geldi’’ diyerek, Afyon Savaşları sonrasında yabancı güçlerin etkisiyle Qing Hanedanlığının düşüşünden ve ‘utanç yüzyılı’nın yaşanmasından bahsetmiştir. Çin’i uluslararası ilişkilerin tarihi merkezine getirmenin zamanının geldiğini ‘yeniden doğuş’ ifadeleriyle vurgulamıştır. [55] Çinli liderler, Pekin’in otoriter kapitalizm modelinin, ABD’nin liberal demokrasi modelinden daha üstün olduğunu ilan ederek Kamboçya’dan Zimbabwe’ye kadar olan otoriter rejimleri desteklemektedir. Otoriter hükümetleri güçlendirmek adına kredileri ve yatırımlarını enstrüman olarak kullanmaktadır. Bu ülkelere verilen finansal destek ve silah yardımı Batı’nın insan hakları, hukuk gibi nosyonlarının etkisini azaltmaktadır. Çin otoriter hükümetlere yüz tanıma sistemleri satarak, telefon ve İnternet faaliyetlerini en etkin şekilde nasıl izleyebilecekleri konusunda eğitim veren şirketleriyle birlikte gözetim ve kolluk taktiklerinin ihracatçısı olmuştur. Çin’in sağladığı bu alternatif başarı modeli, zayıf demokrasilere Batı’dan uzaklaşma kapasitesi vermektedir.[56] Asya-Pasifik ve ötesindeki demokrasilerin işleyişini bozmak için yolsuzluğu ve etki operasyonlarını kullanmaktadır. Daha da ötesi, yüksek teknoloji sahibi olan bir polis devleti inşa etmektedir.[57] Robert Kaplan gibi analistler, ABD-Çin’in 21’inci yüzyılı biçimlendirme mücadelesinin, 1945’ten sonra yaşanan ABD-Sovyet hakimiyetine benzeyeceğini iddia etmektedir.[58] Bu mücadele, aynı zamanda mevcut küresel düzenin şekillendirilmesi için yeniden dirilen bir Konfüçyüs Doğu’su ile son iki yüz yıldır önde gelen Hristiyan Batı’sı arasında teolojik düzlemde yaşanacak bir güç çatışmasının (Medeniyetler Çatışması) sinyallerini vermektedir.[59] Amerika 20.yy’da Pax Americana çizgisinde, yayılmacılığını gerçekleştirirken kendisini Tanrı’nın seçtiği cennete açılan tek kapı şeklinde tanımlayarak; İnsan Hakları Beyannamesi ile tüm dünyada yaşanan zulümleri bitirmek için insan hakları ve demokrasinin taşıyıcılığını yapacak olan kutsal el olarak lanse etmiştir. Konfüçyüsçü düşünce ise, cennete giden yolda tek yapılı bir yolun aksine; çoğulcu bir yaklaşımın altını çizmektedir. Batı’nın tek yönlü demokratik liberalizmini reddeden Pekin, Konfüçyüs felsefesi ile çok taraflılığı savunarak, ulusların farklı ideolojilere sahip olmasının daha cezbedici olduğunu iddia etmektedir.[60]

Alternatif Okuma: Harvard Üniversitesi’nden Odd Arne Westad gündemdeki Soğuk Savaş analojisini hatalı ve tehlikeli bularak bunu, bir tür terminolojik tembellik şeklinde tanımlamıştır.[61] Zira, Soğuk Savaş analojisi, çok boyutlu mücadeleleri içermektedir. İlk olarak, Çin SSCB gibi ideolojik anlamda kendini kapitalist dünyanın yıkılmasına koşullandıran devrimci bir devlet olarak hareket etmiyor. Bilakis, Asya-Pasifik’teki tüm müttefiklerin ana ticaret ortağı olma noktasına gelinceye kadar kendini küresel ekonomiye derinlemesine entegre etmeye çalışmaktadır. İkinci olarak, sistem Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi iki kutuplu bir yapıya işaret etmiyor. Soğuk Savaş döneminde, ABD öncülüğünde Batı Bloku, Sovyet iktidarının yönetimi altındaki askeri ve jeopolitik genişlemeden, ideolojik kapsamda kamu diplomasisi girişimlerine kadar çevreleme aksiyonları ile cevap vermiş ve dünyanın politik- ekonomik yörüngesini kendi eksenlerine çevirmeye çalışmıştır. Teorisyen George Kennan’ın jeopolitik bir strateji olarak oluşturduğu çevreleme politikası Kremlin rejimi yumuşayana veya parçalanıncaya kadar sürdürülmesi düşünülen uzun vadeli bir güvenlik politikası olarak belirlenmiştir.[62]ABD, bugün böyle bir kavram arayışı içerisinde olmasına rağmen yükselen Çin’e karşı henüz uzun vadeli stratejik hedefini netleştirmiş değil. Son olarak, kriz ne kadar derinleşirse derinleşsin ABD ve Çin küresel yönetişim konusunda birbirlerine ihtiyaç duyuyorlar: Uluslararası ekonominin istikrarını korumak, salgın hastalıklarla, küresel göç ve terörizmle, iklim değişikliği ile mücadele etmek, silahların yaygınlaşmasını engellemek vb. Pax Americana- Pax Sinica ile ortak bir payda arayışına girerek barışçıl bir güç dengesine ulaşabilir. Bu yüzden ABD-Çin rekabeti, daha çok 19. ve 20. yüzyılların başlarında, klasik güç dengesi sistemindeki İngiltere ile Almanya arasındaki rekabete benzetilebilir. [63] ABD’nin ‘mesih kompleksi’ ile kendine düşmanlar yaratıp, o düşmanları şeytanlaştırmak ve iyi-kötü arasında bir savaş şeklinde ön plana çıkarma çabaları artık dünyada etki yaratmamaktadır. ABD’nin, tek iyi güç olarak kendini gördüğü istisnailik anlayışı, anakronistiktir.[64]

 

Sonuç

Uluslararası sistemde geçiş dönemlerinde taşlar yerine oturmaya başladığı zaman, yer küre dönemin büyük güçleri arasında bir satranç tahtası gibi kullanılır. Ancak içinde bulunulan dönemin berrak bir şekilde değerlendirilememe sorunsalı vardır. Daha da ötesinde söylemler ve bu söylemlerin meydana getirmiş olduğu imajlar çerçevesinde gelişmeler pratikte olduğundan çok daha büyük ve önemli yorumlanır. Bu bağlamda, Çin’in yükselişi ve sisteme yeni bir formatta eklemlenmesi de yine gerçek boyutunu aşan retorikler yaratmış ve tarihte dramatik bir şekilde etki oluşturan Soğuk Savaş dönemine atıfta bulunulmasına yol açmıştır. ABD ve Çin arasında gelişmeye başladığı düşünülen Soğuk Savaş değerlendirmesi öncelikle ekonomik ve teknolojik sahada kendini göstermiştir. Mart 2018’de ABD’nin ilan etmiş olduğu ticaret savaşları, karşılıklı sert söylemler şeklinde ilerlemiş ve temmuz ayının başında gümrük tarifeleri uygulamalarına dönüşmüştür. Aynı aralıkta Çin’in, teknoloji sektöründe ivmesini artırması ve Kuşak ve Yol Projesi, Made in China 2025 gibi kanallarla etki alanını genişletmesi küresel güç mücadelesinde Soğuk Savaş dönemi jeopolitik tartışmalarını gündeme taşımıştır. Ekonomik ve teknolojik alanda yaşanan mücadelenin, siyasi ve askeri zemine sıçraması Soğuk Savaş söylemini güçlendiren gelişmeler olarak değerlendirilmiştir. Tarihi alt yapısı bulunan Tayvan sorunu ile Güney Çin Denizi hakimiyeti için silahlanma hızının artışı bu mücadelenin ikinci kritik cephesi olarak nitelendirilmiştir. Soğuk Savaş konusunda nihai olarak, öne sürülen argümanlardan biri de ideolojik bakımdan Medeniyetler Çatışmasının yaşanmaya başlamasıdır. Çin’in Konfüçyüs düşünce yapısı ile Doğu’yu temsil etmesi ve Batı Medeniyeti ’ne meydan okuması, kendi içinde salt teolojik bir anlam taşımasının ötesinde, çok kutuplu bir dünya düzeni istencini ve Batı’nın değerlerini reddeden anti-Batıcılık/anti-Amerikancılık ideolojilerini ihtiva etmektedir.

Bu analizde yapmaya çalıştığımız gibi güncel veriler ışığında, esasen içinde bulunduğumuz sistem; çift taraflı okumaya açık bir sistem olup, henüz tam anlamıyla formüle edilmemiştir. Ortaya çıkan yeni dönemin değerlendirmesini yaparken tarihi hafızayı ve küreselleşmenin etkisini göz önünde bulundurarak, iç politika ve dış politika çıktılarını bir arada okumak, sistemde bulunan diğer aktörlerin konumlarını göz ardı etmemek gerekmektedir. Çin hiç şüphesiz giderek güçlenen bir statüde, sistemdeki yerini alacaktır. Pekin’in konumlanması, diğer dinamiklerle birlikte mercek altına alındığında, yeni sistem klasik güç dengesinin çok kutupluluğa dönüşmesi şeklinde de tezahür edebilir, soğuk savaş döneminin mükerrer bir şekilde yaşanması da söz konusu olabilir yahut henüz isimlendirilmemiş olan kendine münhasır bir dönemi ve sistemi de gösterebilir. Bu minvalde, gelişmeleri determinist bir perspektiften uzaklaşarak takip etmek, kullanılan söylemlerin dışında alternatif düşünceler geliştirmek önem arz etmektedir.

 

Kaynaklar

[1] Yapı-söküm: Jacques Derrida’nın geliştirmiş olduğu bu kavram ile karşıtlıklar kullanılarak, gerçekler ortaya çıkarılmaya çalışılır. Ayrıntılı bilgi için v. Lasse Thomassen, Deconstruction as Method in Political Theory, Österreichische Zeitschrift für Politikwissenschaft (ÖZP), Vol. 39. (2010) p. 42

[2] Faruk Sönmezoğlu, Uluslararası Politika ve Dış Politika Analizi, 4.B., İstanbul: Filiz Kitabevi, 2005, p. 665

[3] Ayrıntılı bilgi için bkz. Morton Kaplan, ‘’Variants on Six Models of the International System’’, edited by J. N. Rosenau, in International Politics and Foreign Policy: A Reader in Research and Theory , New York: Free Press, 1969, pp. 291–303.

[4] Sönmezoğlu, op.cit., pp. 674-675.

[5] Andrew Heywood, Küresel Siyaset, Çev. Nasuh Uslu ve Haluk Özdemir, 3.b., Ankara: Adres Yayınları, 2014, p.68

[6] Heywood,Ibid., s.70

[7] Joseph Frankell, International Politics, Conflict and Harmony, London: Allen Lane, 1969, p.75.

[8] Kaplan, op.cit. pp.296-297.

[9] Bruce M. Russett, Trends in World Politics, London: Macmillian Press, 1965, pp.3-6

[10] Heywood, op.cit., p.71

[11] Michel Foucault, Söylemin Düzeni, Çev. Turhan Ilgaz, Hil Yayınları: İstanbul,1987, pp.28-31

[12] Allan Megill, Aşırılığın Peygamberleri: Nietzsche, Heidegger, Foucault, Derrida, Çev. Tuncay Birkan, İstanbul:Say Yayınları, 2012, p.408

[13] Niall Ferguson, ‘’Cold War II’’, Boston Globe, Mar.11.2019, https://www.bostonglobe.com/opinion/2019/03/11/cold-war/4EbxsJrCdgBbATFwoQkwOK/story.html, Mar.14.2019

[14] Ferguson, Ibid.

[15] Robert D. Kaplan, ‘’A New Cold War Has Begun’’, Foreign Policy, Jan.07.2019, https://foreignpolicy.com/2019/01/07/a-new-cold-war-has-begun/, Mar.02.2019

[16] Zacharry Karabel, ‘’ A Cold War Is Coming, and It Isn’t China’s Fault’’, Foreign Policy, Oct.31.2018, https://foreignpolicy.com/2018/10/31/a-cold-war-is-coming-and-it-isnt-chinas-fault/, Mar.07.2019

[17] Karabel, ibid.

[18] Steve Tsang, ‘’ What is Xi Jinping Thought’’, Project Syndicate, Feb.5.2019, https://www.project-syndicate.org/commentary/china-xi-jinping-thought-reform-by-steve-tsang-2019-02, Mar.09.2019

[19] Tasha Wibawa, ‘’China-US in ‘fully fledged Cold War’ that’s set to continue in 2019, analysts warn’’, ABC, Jan.05.2019, https://www.abc.net.au/news/2019-01-05/what-to-expect-in-us-china-relations-in-2019/10671434, Mar.06.2019

[20] Gary Clyde Hufbauer, ‘’The unfolding of a new Cold War’’, EastAsiaForum, Nov.18.2018, http://www.eastasiaforum.org/2018/11/18/the-unfolding-of-a-new-cold-war/, Mar.06.2019

[21] Julian Borger, ‘’US-China tensions soar as ‘new cold war’ heats up’’, The Guardian, Oct.16.2018, https://www.theguardian.com/world/2018/oct/16/us-china-new-cold-war-tensions, Mar.07.2019

[22] Simon Lester, ‘’Talking Ourselves into a Cold War with China’’, National Interest, Jan.06.2019, https://nationalinterest.org/feature/talking-ourselves-cold-war-china-40612, Mar.08.2019

[23] Daniel Blumenthal, ‘’ The Unpredictable Rise of China’’, The Atlantic, Feb.03.2019, https://www.theatlantic.com/ideas/archive/2019/02/how-americans-misunderstand-chinas-ambitions/581869/, Mar.09.2019

[24] Office of the United States Trade Representative, ‘’ USTR Finalizes Tariffs on $200 Billion of Chinese Imports in Response to China’s Unfair Trade Practices’’, Sep.18.2018, https://ustr.gov/about-us/policy-offices/press-office/press-releases/2018/september/ustr-finalizes-tariffs-200, Mar.14.2019

[25] Karabel, op.cit.

[26] Hufbauer, op.cit.

[27] Thucydides Tuzağı, Harvard Profesörü Graham Allison tarafından; Antik Yunan’da tarihçi Thucydides’in Peloponezyan Savaşları’nda Sparta’nın Atina’nın yükselişi ile ilgili korkusunun savaşı getirdiğini anlattığını ve bunun kaçınılmaz olduğundan yola çıkarak geliştirmiş olduğu bir metafordur. Ayrıntılı bilgi için v. Graham Allison, ‘’The Thucydides Trap: Are the U.S. and China Headed for War?’’, The Atlantic, Sep.24.2015, https://www.theatlantic.com/international/archive/2015/09/united-states-china-war-thucydides-trap/406756/, Mar.07.2019

[28] Hufbaer, op.cit.

[29] Wibawa, op.cit.

[30] Borger, op.cit.

[31] Wibawa, op.cit.

[32] Lester, op.cit.

[33] Karabel, op.cit.

[34]Xinhuanet, ‘’China lifts 740 mln rural poor out of poverty since 1978’’, Sep.03.2018, http://www.xinhuanet.com/english/2018-09/03/c_137441670.htm, Mar.14.2019

[35] Wibawa, op.cit.

[36] Kimberly Amadeo ‘’US Trade Deficit With China and Why It’s So High’’, The Balance, Jan.18.2019, https://www.thebalance.com/u-s-china-trade-deficit-causes-effects-and-solutions-3306277, Mar.14.2019

[37] Karabel, op.cit.

[38] Dougnas Kelnner, ‘’ 9/11, spectacles of terror, and media manipulation’’, Critical Discourse Studies, Vol:1 İsuue:1, Aug.15.2006, pp.41-64.

[39] Lester, op.cit.

[40] Hufbauer, op.cit.

[41] Blumenthal, op.cit.

[42] James Holmes, ‘’ A Collision: Is This How a U.S.-China War in the South China Sea Starts?’’, National Interest, Nov.06.2018, https://nationalinterest.org/blog/buzz/collision-how-us-china-war-south-china-sea-starts-35347, Mar.14.2019

[43] Hufbauer, op.cit.

[44] Borger, op.cit.

[45] Borger, Ibid.

[46] Richard N. Haas, ‘’The Looming Taiwan Crisis’’, Project Syndicate, Feb.15.2019, https://www.project-syndicate.org/commentary/looming-taiwan-crisis-over-one-china-policy-by-richard-n–haass-2019-02, Mar.11.2019.

[47] Haas, Ibid.

[48] Zhang Hua, ‘’ Xi Charts course for peaceful reunifation’’, Global Times, Jan.03.2019, http://www.globaltimes.cn/content/1134478.shtml, Mar. 12.2019

[49] Mimi Lau, ‘’ Chinese President Xi Jinping gives army its first order of 2019: be ready for battle’’, South China Morning Post, Jan.05.2019, https://www.scmp.com/news/china/politics/article/2180772/chinese-president-xi-jinping-gives-army-its-first-order-2019, Mar.11.2019

[50] Wibawa, op.cit.

[51] Haas, op.cit.

[52] Minxin Pei, ‘’ The High Costs of the New Cold War’’, Project Syndicate, Mar.14.2019, https://www.project-syndicate.org/commentary/cold-war-us-china-trade-allies-by-minxin-pei-2019-03, Mar.14.2019

[53] Huge White, ‘’ Can the US win the new cold war with China? Not without risking a nuclear war’’, South China Morning Post, Mar.06.2019, https://www.scmp.com/comment/insight-opinion/united-states/article/2188648/can-us-win-new-cold-war-china-not-without, Mar.10.2019

[54] Alain Guidetti, ‘’The New Cold War, with Chinese (and US) Characteristics’’, Geneva Center for Security Policy, Dec.06.2018, https://www.gcsp.ch/News-Knowledge/Global-insight/The-new-Cold-War-with-Chinese-and-US-characteristics, Mar.05.2019

[55] Blumenthal, op.cit.

[56] Andrea Kendall’Taylor and David Shullman,‘’How Russia and China Undermine Democracy’’, Foreign Affairs,Oct.02.208, https://www.foreignaffairs.com/articles/china/2018-10-02/how-russia-and-china-undermine-democracy, Mar.10.2019.

[57]Hal Brands, ‘’America’s Cold Warriors Hold the Key to Handling China’’, Bloomberg, Jan.14.2019, https://www.bloomberg.com/opinion/articles/2019-01-14/china-and-the-u-s-are-in-a-new-cold-war, Mar.08.2019

[58] Kaplan, op.cit.

[59] Peter T. Chang, ‘’ Are Confucian China and the Christian West destined to clash? How religion can explain the new cold war?’’, South China Morning Post, Feb.09.2019, https://www.scmp.com/comment/insight-opinion/united-states/article/2185298/are-confucian-china-and-christian-west, Mar.10.2019

[60] Chang, Ibid.

[61] Brands, op.cit.

[62] Paul Heer, ‘’Containment and China: What Would Kennan Do?’’, National İnterest, Apr.17.2018, https://nationalinterest.org/feature/containment-china-what-would-kennan-do-25431, Mar.05.2019

[63]Brands, op.cit.

[64] Chang, op.cit.

BAAM Eko-Politik Programı Araştırmacısı, Uludağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Yüksek Lisans öğrencisi

mervenurcelenk@gmail.com